# Prof. Dr. Mehmet Sayarlıoğlu — Tam İçerik (llms-full.txt) > Bu dosya, sitenin temel sayfalarının makine-okunur tam metin dökümüdür. Üretildiği tarih: 2026-05-29. ## Prof. Dr. Mehmet Sayarlıoğlu - Romatoloji Uzmanı | Samsun LİV Hospital URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/ Önemli not: Değerli ziyaretçiler, günlük gelen soru adedinin çok fazla olması nedeniyle sorulara cevap verememekteyim. Soru gönderilmemesi önemle rica olunur. Saygılarımla… Değerli ziyaretçiler, Ülkemizde romatizmal hastalıklar oldukça sık görülmektedir. Buna karşılık Romatoloji uzmanı sayısı 220 civarındadır ve son derece yetersizdir. Bu nedenle hastalarımızın çoğu bir Romatoloji uzmanına ulaşmada zorluk yaşamaktadır. İnternet kullanımının yaygınlaşmasıyla hastalar hastalıkları hakkındaki bilgilere buradan ulaşmaya çalışmaktadırlar. Fakat ne yazık ki ulaşılan bilgiler çoğu zaman doğruyu yansıtmamaktadır. Bu konudaki web sitelerinin çoğu satılan ürünlerin reklamına yöneliktir ve kanıta dayalı tıp öğretisinden çok uzaktır. İşin uzmanı tıp doktorları tarafından hazırlanmış olan web sitesi sayısı da ne yazık ki son derece yetersizdir. Tanısını koyup takibe aldığımız hastalara çoğu zaman poliklinik ortamında istenilen süre ayrılamamaktadır. Oysa bir romatizmal hastalığın hem kendisinin hem de tedavisinin çok iyi anlaşılmış olması gerekir. Romatoloji uzmanı sayısının azlığı, hasta sayısının ise çokluğu bunu hemen hemen imkânsız hale getirmektedir. Romatoloji bilim dalının ülkemizde kısmen yeni bir bilim dalı olması nedeniyle romatizmal hastalıkların bilinirliği azdır. Birçok tıp fakültesinde Romatoloji bilim dalı yoktur ve öğrenciler-asistanlar yeterli Romatoloji eğitimi almadan mezun olmaktadırlar. Bu sitenin temel amacı romatizmal hastalıklar ve bu hastalıkların tedavileri hakkında bilgi vermek, imkânlar ölçüsünde bu konudaki güncel gelişmeleri ziyaretçiler ile paylaşmaktır. Bu web sitesinin bir amacı da romatizmal hastalıkların bilinirliğini artırarak hastaların daha erken tanısına ve daha doğru tedavisine katkıda bulunmaktır. Ayrıca sitede ilgi duyduğum alanlarda sosyal içerikli yazılar ve konular da bulabileceksiniz. Hepinize daha sağlıklı ve mutlu günler dilerim. Saygılarımla… Prof.Dr. Mehmet Sayarlıoğlu İç Hastalıkları ve Romatoloji Uzmanı Önemli : Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır. © 2010 Tüm hakları saklıdır, kopyalanamaz, izin almadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz. www.romatizmadoktorunuz.com , www.mehmetsayarlioglu.com --- ## Evliya Hektor-III URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/guncel/evliya-hektor-ii/ Seçim kazanan evlatlarıma bazı öğütler, Ey Oğul…-III (25 kasım 2010) Pek kıymetli evlatlarım. Rektörlük seçimi bitmiştir, atama yapılmıştır. Yavaş yavaş evli evine, köylü köyüne gitmek üzere hazırlıklarını yapmaya başlamıştır. Hepimize hayırlı olsun. Seçimi kazanan evlatlarıma bazı öğütlerim olacak dinleyesiniz, hissenize düşeni alasınız. 1-Ey oğul, sana Büyük İskender ile ünlü filozof Diyojen arasında geçen şu hikâyeyi hatırlatmak isterim. Şöyle ki; Büyük İskender, ünlü filozof Diyojen’i, birbiri üstüne yığılmış insan kemikleri arasında bir şeyler ararken görür ve ne yaptığını sorar. Diyojen, zafer sarhoşluğu içinde olduğunu gördüğü hükümdara, ölüm gerçeğini hatırlatmak amacıyla: “Babanızın kemiklerini arıyorum, ama hangisinin kölelere, hangisinin babanıza ait olduğunu kestiremiyorum” cevabını verir. Unutmayasın ki ölüm, köleler ile kralları eşit kılar oğul. 2-Ey oğul, zafer sarhoşluğu, sarhoşlar zafere ulaştığı zaman olur. Unutmayasın ki Allah sana “ben attım, ben vurdum” dedirtmemek için avını attığın yerden değil, atmadığın yerden gönderir. Bu durumda attığın boşa gitmemiş, gelen de karşılıksız gelmemiştir ey oğul. 3-Ey oğul, bir kimlik sahibi olmak demek bir gruba dâhil olmak demek değildir, bir kimlik sahibi olmak demek bir duruşa sahip olmak demektir. Senin duruşun da büyük bir mum misali dimdik olsun oğul. Hem yakın çevreni ve etrafını aydınlatasın, hem de aydınlatmanın ıstırabı ile eriyesin. Ey oğul, sevmesini bilmeyen, sızlamayan, özlemeyen, inlemeyen, ağlamayan, yanmayan yüreğin taştan ne farkı olur ki ?… Unutmayasın ki âlemin ıstırabını çekmeden âlemlere rahmet olunmaz oğul. 4- Ey oğul, eğer ekibinde “zafer ahlakı”na sahip olmayan kimseler varsa onları kendinden uzak tutasın. Unutmayasın ki zaferi zorbalar da elde eder. Asıl olan kirlenmemiş saygın bir zafer elde etmektir, bu ise güç ile değil ancak ahlak ile olur oğul. Ey oğul, kendini bilen zafer sahibi bir insanın yüzünde gülümseme olsa da kalbinde hüzün vardır. Yücelikten nefret eder, şöhrete düşmandır, düşünmesi derin, susması fazladır. Çünkü o insanlara yük olmaya değil, onların yükünü almaya gelmiştir oğul. 5-Ey oğul bilesin ki bütün insanlar Allah’ın kuludur. Lakin hiçbir kimse diğer bir kimsenin kulu değildir. Hem sen başkalarına kulluk etmeyesin, hem de raiyetinin sana kulluk etmesini beklemeyesin, etmesine de müsade etmeyesin. Unutmayasın ki meyveli ağacın dalı da, olgunlaşan buğday başağı da eğik olur oğul. 6-Ey oğul, dost hem iyi görünen, hem de iyi olan insandır. Sevinçli olduğun zaman bunu paylaşan çok “dostların” olacaktır. Fakat gerçek dost sadece senin sevincini değil ıstırabını da paylaşmaya gelen kimsedir. Gerçek dostlar yıldızlar gibidir, karanlık çökünce ilk onların ortaya çıktığını görürsün oğul. 7-Ey oğul, sular yükselince balıklar karıncaları yer, sular çekilince de karıncalar balıkları. Kimin ne olacağına suyun akışı karar verir oğul. Bugün sahip olduğun imkânlardan dolayı kendini dağın tepesinde görmeyesin. Unutmayasın ki dağın tepesine bir kuş konar, sonra o kuş oradan uçar gider, dağa bakarsın dağda değişen hiç bir şey yok. Sadece kuş oradan uçup gitmiştir oğul. 8-Ey oğul bakışını düzeltmek yerine, baktığını düzeltmeye kalkan eğri bakışlılardan olmayasın. Bakışı doğru olmayan doğru okuyamaz, doğru okuyamayan doğru anlayamaz, doğru anlayamayan doğru yaşayamaz, doğru yaşayamayan doğru anlatamaz oğul. Unutmayasın ki hiç anlamayan bir gün anlayabilir, fakat yanlış anlayanın anlama ihtimali düşüktür oğul. 9-Ey oğul hiçbir iyi yönetici kusursuz ve en üstün değildir. Başkalarından üstün olup olmadığın önemli değildir. Önemli olan dünkü halinden üstün olup olmadığındır. Çünkü dünya üç günlüktür oğul. Dün, bugün ve yarın. Dün geçti gitti, yarın gelir mi?.. Bilemezsin. O halde bugünü dünden iyi yaşamak zorundasın oğul. 10-Ey oğul, dünyayı seyreyleyesin; devlet yöneticilerinin önünde insanların en çok “saygıdan” iki büklüm olduğu ülkeler gelişmemiş ülkeleridir. Halkın inim inim inlediği, kabile savaşlarında ve açlıktan binlerce kişinin öldüğü ülkeler de bu ülkelerdir. Ey oğul, gerçek medeni ülkeler ile medeni olmayan ülkeler arasında şöyle bir fark vardır. Medeni olmayan ülkelerde bir makama değer kazanmak, saygınlık elde etmek için gelinir. O ülkelerde makam, değersiz insanlara bile kıymet kazandırır. Medeni ülkelerde ise makamın değeri, o makama gelen kişinin değeri ile doğrudan mütenasiptir. İşte ey oğul, sen de makamı ile kıymet kazanan değil, makamına kıymet kazandıranlardan olasın. Geldiğin zaman boşluk dolduran değil, gittiğin zaman yeri doldurulamayan olasın oğul. Aşk, adalet ve bilgi ile kalasın ey oğul… Evliya Hektor www.romatizmadoktorunuz.com (Anonim ve özlü sözler, atasözleri, Mesnevi ve Osho’nun eserlerinden yararlanılmıştır) --- ## Raynaud belirtisi URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/raynaud-belirtisi/ Raynaud Belirtisi Prof.Dr. Mehmet Sayarlıoğlu Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları/Romatoloji Bilim Dalı Soğukta parmak uçlarım morarıyor!… Değerli okuyucular, Bazı hastalarımız soğuk havalarda ve bazen de stresli olduğu zamanlarda parmak uçlarının mor bir renk aldığından yakınmaktadırlar. Bu sayımızda Raynaud fenomeni (belirtisi) adını verdiğimiz bu durumdan bahsetmek istiyorum. Raynaud beliritisi ne demektir? Raynaud belirtisi (RB) el ve/veya ayak parmak uçlarında soğuğa maruz kalındığında bazen de stresle birlikte oluşan mavi-mor renk değişikliğidir. Kan damarlarında daralma sonucu ortaya çıkar. Deriye giden kan damarları normalde soğuk havalarda ısı kaybını azaltmak için daralır. Ancak RB’nde bu süreç uzamaktadır. Bir süre sonra kanlanmanın bozulmasına bağlı olarak damarlarda oksijen seviyesi düşmekte ve deride mavi-mor renk değişikliği olmaktadır. Genellikle mavi-mor renk değişikliğini takiben damarlarda bir genişleme olmakta ve parmak uçları yeniden pembe-kırmızı hale dönmektedir. RB sık görülen bir durum mudur? Toplumda %3-5 gibi bir görülme oranı vardır. RB olması ne ifade eder? Bu belirti bir hastalık mıdır? RB bazen tek başına olabilir ve beraberinde herhangi bir hastalık olmayabilir. Biz buna birincil-primer RB (PRB) adını veririz. Bazen de başka bir hastalığın bir ön belirtisi şeklinde veya hastalığın seyri sırasında ortaya çıkabilir ki, buna ikincil-sekonder RB (SRB) adını veririz. PRB daha çok kimlerde görülür? PRB en sık genç bayanlarda görülür. Genetik bir yönü de vardır, PRB olanların yakınlarında da benzer belirtiler olabilir. PRB’nde tedaviye cevap genellikle iyidir, genellikle önemli bir probleme yol açmaz. SRB daha çok hangi hastalıklar ile birliktedir? SRB sıklıkla sistemik skleroz (skleroderma), SLE, Sjögren sendromu, anti-fosfolipid sendrom, poli-dermatomyozit, romatoid artrit gibi iltihaplı romatizmal hastalıkların seyri sırasında ortaya çıkabilir. Bunun dışında vücut savunma sisteminden kaynaklanan başka sistemlere ait hastalıklara da eşlik edebilir. RB sadece parmaklarda mı ortaya çıkar? Hayır. Bazı hastalarda kulak kepçesi, burun, yüz, diz, meme uçları da etkilenebilir. Nadiren tüm kol ve bacakta da RB görülebilir. RB’nin renk değişikliğinden başka bulguları var mıdır? Parmaklarda renk değişiminin yanı sıra iğnelenme, uyuşma, ağrı olabilir. Eğer damarların daralma dönemi uzun sürerse dokular için tehlikeli olabilir. Kanlanma bozukluğuna bağlı parmak uçlarında yaralar gelişebilir. RB’nin tanısı nasıl konulmaktadır? RB’nin tanısı hastanın tipik yakınmaları (parmaklarda soğuk ve stresle gelişen mavi-mor renk değişikliği, soğukluk, ağrı) ve hastanın muayenesi ile konulur. Şüphelenilen vakalarda değişik görüntüleme yöntemleri vardır. Benzer yakınmalara neden olan diğer sebepler dışlanmalıdır. RB olan bir hasta yaşantısında nelere dikkat etmelidir? Hasta vücudunu soğuktan korumalı ve buna göre kıyafet seçmelidir. Soğuk havalarda mutlaka eldiven ve yün çorap giyilmelidir. Sigaradan uzak durulmalıdır. Sigaradaki nikotin ve benzeri kimyasallar damarların daralmasına neden olarak RB’ni kötüleştirebilirler. Damar daralmasına yol açan ilaçların olumsuz etkisi nedeniyle tedavi seçimleri buna göre yapılmalıdır. Örneğin bazı nezle-grip, migren ilaçları ve psikiyatrinin kullandığı bazı ilaçlar damar daralmasına yol açabilir. Stres azaltılmalıdır. Stresin damar daraltıcı etkisi vardır. RB’nin ilaç tedavisi nasıl planlanmaktadır? RB’nin ilaç tedavisinde belirtinin birincil (primer) veya ikincil (sekonder-başka hastalık ile birlikte) olup olmadığı önemlidir. Tedavi planı altta başka bir hastalığın olup olmadığı değerlendirilerek yapılır. SRB’nde eşlik eden hastalığın tedavisi ön planda yapılır. Bunun yanında damar genişletici diğer tedaviler hastanın durumuna göre değerlendirilir. Ayrıca hastanın varsa kullandığı başka ilaçlar ve bunun RB’ne etkileri değerlendirilerek gerekirse buna göre düzenleme yapılmaktadır. RB olan bir kimse ne yapmalıdır? RB olan bir kimse mutlaka doktor tarafından değerlendirilmelidir (tercihen İç Hastalıkları veya İç Hastalıkları/Romatoloji bölümü). Çünkü burada tanı doğrulandıktan sonra RB’ne başka bir hastalığın eşlik edip etmediği araştırılmaktadır. Başlangıçta eşlik eden bir hastalık saptanmasa bile, bu hastalıkların daha sonradan da ortaya çıkma ihtimali olduğundan hastalar belirli aralıklar ile çağrılıp ikincil bir hastalık varlığı tekrar gözden geçirilmektedir. Sağlıklı günler dilerim. --- ## İlgi Alanları URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/ilgi-alanlari/ Tıp dışında doğaya karşı büyük ilgi duymaktayım. Ailemize ait olan küçük bir bahçede çeşitli meyve ağaçları, mevsimsel sebze, gül ve çiçek yetiştirmekten hoşlanıyorum. Özellikle Dahlia (soğan çiçeği veya yıldız çiçeği) yetiştiriciliği konusunda tecrübe sahibiyim. Dahlia resimlerini yakında sizinle paylaşacağım. Amatör olarak Bağlama çalmaktayım. İyi yapılmış her türlü müziği, özellikle türküleri zevkle dinliyorum. Eğitim ve iletişim konularına ayrıca ilgi duymaktayım. Bu konuda çeşitli topluluklarda verdiğim dersler ve seminerler mevcuttur. Kirpi Tiyatro Kulübü’nün ( www.kirtik.org ) başkanlığını yapıyorum. Projesi bana ait olan “Memleketimde Doktor Olmak” isimli tiyatro oyununda hem skeç yazarlığı hem de oyuncu olarak görev aldım. Beş skeçten oluşan gösteri 18 Mart 2011’de Gaziantep Dedeman Hotel’de, 21 Mart 2011’de de Kahramanmaraş NFK kültür merkezinde büyük bir ilgi ve beğeni ile izlendi. Oyunların videolarına www.rovag.org ve www.kirtik.org adreslerinden ulaşabilirsiniz. --- ## Hastalıklar URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/hastaliklar/ Romatizmal Hastalıklar – Romatoid artrit – Ankilozan spondilit – Sistemik Lupus Eritematozus (SLE) – Sistemik skleroz (Skleroderma) – Ailevi Akdeniz ateşi (FMF) – Gut hastalığı – Psödogut hastalığı – Psöriyatik artrit – İnflamatuar miyozitler (Polimiyozit, Dermatomiyozit) – Behçet hastalığı – Temporal arterit – Takayasu arteriti – Poliarterit nodoza (PAN) – Mikroskobik PAN – Henoch-Schönlein vasküliti – Churg-Straus vasküliti – Osteoartrit – Fibromiyalji --- ## Bilimsel Faaliyetler URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/bilimsel-faaliyetler/ 1. 2010 Ulusal Romatoloji Kongresi genel sekreterliği ve bilimsel kurul üyesi – Konuşmacı (Osteoporoz ilaçlarının güvenirliği) (13-17 Ekim Antalya) 2. Romatolojik Hastalıklar Akademisi -Konuşmacı (İnflamatuar bel ağrısı) (23 Ocak 2010-Gaziantep) 3. Romatoloji Güney Grubu Vaka Eğitim Sempozyumu – Konuşmacı (Sistemik Lupus Eritematoz’lu bir hasta) (15 Ocak 2011-Adana) 4. 1. Ulusal-Vakalar ile Romatoloji Eğitimi Sempozyumu-Sempozyum başkanı, konuşmacı (SLE’li vaka ile eğitim) (18-19 Mart 2011-Gaziantep) 5. 8. Avrupa Lupus Kongresi (6-9 Nisan 2011, Porto-Portekiz) 6. State of the art clinical symposium (14-17 Nisan 2011, Şikago-Amerika) 7. 15th International Vasculitis and ANCA Workshop (15-18 Mayıs 2011, North Carolina-Amerika) 8. Avrupa Romatoloji Kongresi (EULAR) (25-28 Mayıs 2011, Londra – İngiltere 9- Vakalar ile romatoloji eğitimi sempozyumu. Kongre başkan yardımcısı, genel sekreteri, konuşmacı (Psöriyatik artrit, lupus ve gebelik). 15-18 Mart 2012 Mardin 10- Seminar in advanced rheumatology. Amerika, New York. 22-24 Mart 2012 11- Romatolojide son iki yıl. Konuşmacı (Psöriyatik artritte son 2 yıl). İzmir, (29 mart-1 nisan 12- Ankara Romatoloji Eğitimi toplantısı. Konuşmacı (Osteonekrozda erken tanı, Osteonekrozdan korunmak mümkün mü? Sapanca, 13-15 Nisan 2012. 13- Ulusal Aile Hekimleri Kongresi. Konuşmacı (Kollajen Doku Hastalıklarında birinci basamak), Konya 4-5 Nisan 2012 14. 7. Anadolu Romatoloji Günleri. Oturum Başkanı. Kapadokya, 5 Nisan 2012 15. Türk immünoloji derneği bölgesel sempozyumları-VIII. Oturum başkanı. 10-11 mayıs 2012. Kahramanmaraş --- ## Bilimsel Yayınlar URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/bilimsel-yayinlar/ Uluslararası Hakemli Dergilerde Yayınlanmış Bilimsel Makaleler SLE ve Antifosfolipid Sendrom ile ilgili yayınları 1- Sayarlioglu M , Yuzbasioglu N, Inanc M, Kamali S, Cefle A, Karaman O, Onat AM, Avan R, Cetin GY, Gul A, Ocal L, Aral O. Risk factors for avascular bone necrosis in patients with systemic lupus erythematosus. Rheumatol Int. 2010 Aug 15. [Epub ahead of print] 2- Cefle A, Inanc M, Sayarlioglu M , Kamali S, Gul A, Ocal L, Aral O, Konice M. Pulmonary hypertension in systemic lupus erythematosus: relationship with antiphospholipid antibodies and severe disease outcome. Rheumatol Int. 2009 Dec 11. [Epub ahead of print] 3- Sayarlioglu M , Topcu N, Harman M, Guntekin U, Erkoc R. A case of antiphospholipid syndrome presenting with pulmonary truncus and main pulmonary artery thrombosis. Rheumatol Int. 2005 Jan;25(1):65-8. 4- Sayarlioglu M , Cefle A, Kamali S, Gul A, Inanc M, Ocal L, Aral O, Konice M. Characteristics of patients with late onset systemic lupus erythematosus in Turkey. Int J Clin Pract. 2005 Feb;59(2):183-7. 5- Sayarlioglu M , Inanc M, Kamali S, Cefle A, Karaman O, Gul A, Ocal L, Aral O, Konice M. Tuberculosis in Turkish patients with systemic lupus erythematosus: increased frequency of extrapulmonary localization. Lupus. 2004;13(4):274-8. 6- Güler N, Bilge M, Eryonucu B, Erkoç R, Sayarlioğlu M. Relation between left ventricular and/or left atrial thrombus and anticardiolipin antibodies in patients with acute myocardial infarction. Am J Cardiol. 2000 Jun 1;85(11):1391-3. Behçet hastalığı ve vaskülitler ile ilgili yayınları 7- Sayarlioglu M , Calka O, Cinal A, Sayarlioglu H, Akdeniz N, Topcu N, Durmus AC, Demirok A, Ilhan B, Gul A. Comparison of argon laser photocoagulation-induced cutaneous inflammation and skin pathergy test in Behçet’s disease. Clin Rheumatol. 2010 Jan;29(1):59-63. 8- Sayarlioglu M , Kotan MC, Topcu N, Bayram I, Arslanturk H, Gul A. Treatment of recurrent perforating intestinal ulcers with thalidomide in Behçet’s disease. Ann Pharmacother. 2004 May;38(5):808-11. 9- Sayarlioglu M , Cinal A, Topcu N, Demirok A. Effect of infliximab on refractory uveitis in Behcet’s disease. Ann Pharmacother. 2004 May;38(5):901-2. 10- Harman M, Sayarlioglu M , Arslan H, Ayakta H, Harman E. Fibrosing mediastinitis and thrombosis of superior vena cava associated with Behçet’s disease. Eur J Radiol. 2003 Nov;48(2):209-12. 11- Kamali S, Gul A, Poyanli A, Cefle A, Sayarlioglu M , Inanc M, Aral O, Konice M. A patient with classical polyarteritis nodosa evolving into end stage renal failure. Ren Fail. 2003 Nov;25(6):1037-41. 12- Kamali S, Cefle A, Sayarlioglu M , Gul A, Inanc M, Ocal L, Aral O, Konice M. Experience with monthly, high-dose, intravenous immunoglobulin therapy in patients with different connective tissue diseases. Rheumatol Int. 2005 Apr;25(3):211-4. FMF ile ilgili yayınları 13- Akcay A, Acar G, Sayarlioglu M , Sokmen A, Kaya H, Ispiroglu M, Koroglu S. QT dispersion and transmural dispersion of repolarization in patients with familial Mediterranean fever. Mod Rheumatol. 2009;19(5):550-5. 14- Acar G, Akcay A, Sayarlioglu M , Sokmen A, Sokmen G, Koroglu S, Gunduz M, Ispiroglu M, Tuncer C. Assessment of atrial conduction time in patients with familial Mediterranean fever. Pacing Clin Electrophysiol. 2009 Mar;32(3):308-13. 15- Sayarlioglu H, Erkoc R, Sayarlioglu M , Dogan E, Soyoral Y. Successful treatment of nephrotic syndrome due to FMF amyloidosis with azathioprine: report of three Turkish cases. Rheumatol Int. 2006 Dec;27(2):197-9. 16- Sayarlioglu H, Dogan E, Erkoc R, Ozbek H, Bayram I, Sayarlioglu M , Sekeroglu R, Bozkurt H. The effect of colchicine on the peritoneal membrane. Ren Fail. 2006;28(1):69-75. 17- Sayarlioglu M , Cefle A, Inanc M, Kamali S, Dalkilic E, Gul A, Ocal L, Aral O, Konice M. Characteristics of patients with adult-onset familial Mediterranean fever in Turkey: analysis of 401 cases. Int J Clin Pract. 2005 Feb;59(2):202-5. 18- Cefle A, Kamali S, Sayarlioglu M , Inanc M, Ocal L, Aral O, Konice M, Gul A. A comparison of clinical findings of familial Mediterranean fever patients with and without amyloidosis. Rheumatol Int. 2005 Aug;25(6):442-6. 19- Sayarlioglu M , Sayarlioglu H, Ozen S, Erkoc R, Gul A. Colchicine-induced myopathy in a teenager with familial Mediterranean fever. Ann Pharmacother. 2003 Dec;37(12):1821-4. 20-Kisacik B, Kaya SU, Pehlivan Y, Tasliyurt T, Sayarlioglu M , Onat AM. Decreased vitamin D levels in patients with familial mediterranean fever. Rheumatol Int. 2011 Dec 21. Erişkin Still Hastalığı ile ilgili yayınları 21- Sayarlioglu M , Sahin M, Cetin GY, Avan R, Cerit M. Maternal exposure to leflunomide and methotrexate in a patient with adult-onset Still’s disease. Rheumatology (Oxford). 2010 Sep;49(9):1787-9. Epub 2010 Apr 30. 22- Sayarlioglu M , Sayarlioglu H, Ozkaya M, Balakan O, Ucar MA. Thrombotic thrombocytopenic purpura-hemolytic uremic syndrome and adult onset Still’s disease: case report and review of the literature. Mod Rheumatol. 2008;18(4):403-6. 23- Sayarlioglu M , Ucmak H, Ozkaya M, Ucar MA, Sayarlioglu H. Leflunomide and methotrexate combination in refractory adult-onset Still’s disease. Ann Pharmacother. 2007 Jul;41(7):1319-20. Romatoid Artrit ile ilgili yayınları 24- Acar G, Sayarlioğlu M, Akçay A, Sökmen A, Sökmen G, Yalçintaş S, Nacar AB, Gündüz M, Tuncer C. Evaluation of atrial electromechanical delay and left atrial mechanical functions in patients with rheumatoid arthritis. Turk Kardiyol Dern Ars. 2009 Oct;37(7):447-53. 25- Pay S; Society for Research and Education in Rheumatology of Turkey. Risk of cancer in Turkish patients after treatment with TNF antagonists. Rheumatology (Oxford). 2008 Apr;47(4):548-9. Spondilitler ve Seronegatif Artritler ile ilgili yayınları 26- Acar G, Sayarlioglu M , Akcay A, Sokmen A, Sokmen G, Altun B, Nacar AB, Gunduz M, Tuncer C. Assessment of atrial electromechanical coupling characteristics in patients with ankylosing spondylitis. Echocardiography. 2009 May;26(5):549-57. 27- Arslan H, Sakarya ME, Adak B, Unal O, Sayarlioglu M . Duplex and color Doppler sonographic findings in active sacroiliitis. AJR Am J Roentgenol. 1999 Sep;173(3):677-80. 28- Sayarlioglu M , Bayram I, Sayarlioglu H, Erkoc R. Remitting seronegative symmetrical synovitis with pitting edema syndrome associated with non-Hodgkin’s lymphoma: a case report. Clin Rheumatol. 2004 Apr;23(2):188-9. Epub 2004 Feb 24. Çeşitli konularda diğer yayınları 29- Sayarlioglu H, Erkoc R, Tuncer M, Soyoral Y, Esen R, Gumrukcuoglu HA, Dogan E, Sayarlioglu M . Effects of low sodium dialysate in chronic hemodialysis patients: an echocardiographic study. Ren Fail. 2007;29(2):143-6. 30- Sayarlioglu H, Erkoc R, Demir C, Dogan E, Sayarlioglu M , Oner AF, Dilek I. Nutritional status and immune functions in maintenance hemodialysis patients. Mediators Inflamm. 2006;2006(1):20264. 31- Sayarlioglu H, Erkoc R, Sayarlioglu M , Dogan E, Kara PS, Begenik H. Sheehan syndrome presented with acute renal failure associated with rhabdomyolysis and hyponatraemia. Nephrol Dial Transplant. 2006 Mar;21(3):827-8. 32- Sayarlioglu H, Erkoc R, Etlik O, Sayarlioglu M , Dogan E, Kara P. Effects of CAPD on hepatosteatosis and lipid profile. Nephrol Dial Transplant. 2006 Feb;21(2):554. 33- Dogan E, Erkoc R, Demir C, Sayarlioglu H, Dilek I, Sayarlioglu M . Effect of hormone replacement therapy on CD4+ and CD8+ numbers, CD4+/CD8+ ratio, and immunoglobulin levels in hemodialysis patients. Ren Fail. 2005;27(4):421-4. 34- Sayarlioglu H, Erkoc R, Dogan E, Sayarlioglu M , Topal C. Mycophenolate mofetil use in hepatitis B associated-membranous and membranoproliferative glomerulonephritis induces viral replication. Ann Pharmacother. 2005 Mar;39(3):573. 35- Sayarlioglu H, Topal C, Sayarlioglu M , Dulger H, Dogan E, Erkoc R. Effect of glucose concentration on peritoneal inflammatory cytokines in continuous ambulatory peritoneal dialysis patients. Mediators Inflamm. 2004 Apr;13(2):119-21. 36-Sayarlioğlu H, Gül M, Eren Dağli C, Doğan E, Sahin M, Uçar MA, Köksal N, Sayarlioğlu M , Tahta MK. QuantiFERON-TB Gold test for screening latent tuberculosis infection in hemodialysis patients. Tuberk Toraks. 2011;59(2):105-10. Skleroderma ile ilgili yayınları 37 – Pehlivan Y, Gogebakan B, Oztuzcu S, Ozgen M, Cetin GY, Bayraktar R, Cengiz B, Kisacik B, Koca SS, Donmez S, Sayarlioglu M , Demiryurek AT, Onat AM. Association between Thr21Met and Ser89Asn polymorphisms of the urotensin II gene and systemic sclerosis. J Rheumatol. 2012 Jan;39(1):106-11. Epub 2011 Nov 1. Gut ile ilgili yayınları 38- Oztürk MA, Kaya A, Senel S, Dönmez S, Balkarlı A, Cobankara V, Erhan C, Sayarlıoğlu M , Ugan Y, Tunç SE, Pehlivan Y, Kısacık B, Tufan A, Onat AM, Tezcan E, Yıldırım Çetin G, Pamuk ON. Demographic and clinical features of gout patients in Turkey: a multicenter study. Rheumatol Int. 2012 May 16 --- ## Evliya Hektor I-II URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/evliya-hektor/ Evliya Hektor kimdir? © Evliya Hektor yazıları Mehmet Sayarlıoğlu tarafından hazırlanmaktadır. Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz, izinsiz çoğaltılamaz. Evliya Hektor, Mehmet Sayarlıoğlu’nun eleştiriyel ve mizahi bir dille kaleme aldığı düşüncelerinin ifadesinde kullandığı sanal bir kişiliktir. En son çalıştığı üniversitede rektörlük seçimleri öncesinde hem seçmenlere hem de adaylara iki yazı ile düşüncelerini iletmiştir. Bu yazılar şunlardır; Rektör Adaylarına ve Seçmenlere Öğütler, Ey Oğul… – I (Temmuz 2010) Ey oğul, malum ola ki rektörlük seçimine 4 aydan daha az bir vakit kalmıştır. Rektör olmak üzere aday olan evlatlarımı etrafında dolanan dalkavuk seçmenlerden haberdar eylemek isterim. Ey oğul, dalkavuk seçmeni tanımanın vasıtaları şunlardır. Uyanık olasın, ekibinden uzak tutasın. Sana da bazı öğütlerim olacak tutasın… 1. Ey oğul, sana destek verdiğini söyleyen kimsenin dili, elinden ve aklından çok iş yapıyorsa ondan uzak durasın. 2. Ey oğul, seni aday olarak güçlü gördüğünden mütevellit, hep yanında gezmek suretiyle makamını yükseltmeye çalışan alçaktan uzak durasın. 3. Ey oğul, kendini övmek için cümleleri zayii eden ahmaktan uzak durasın. 4. Ey oğul, ömrü boyunca güvenilir bir arkadaşı olmamış, hasbelkader birilerinin amiri olmuş fakat asla hadimi olamamış kimselerden uzak durasın. 5. Ey oğul, yapılabilir olanla yapılabilir olmayanı, öncelikli olanla acil olmayanı, önemli olanla olmayanı ayırt edemeyen akıl fukaralarından uzak durasın. 6. Ey oğul, karakter noksanlığını hal ve hareketleriyle doldurmaya çalışan karaktersiz kimseden uzak durasın. 7. Ey oğul, başkalarıyla müşterek çalışamayan, ya da başkalarının müşterek çalışmadığı kimselerden uzak durasın. 8. Ey oğul, yanında çalışanların duygu ve düşüncelerini anlayamayan ve onları incitenlerden uzak durasın. 9. Ey oğul, gündöndü nebatatına benzeyen, kuvvet neredeyse yüzünü o yana dönen “ancak kuvvete saygılı” kimselerden uzak durasın. 10. Ey oğul, oradan buradan sana laf taşıyan ve bu suretle senin gözüne girmeye gayret eden kimseden uzak durasın. Sakın ha lafların taşınmasından memnun olmayasın, işine gücüne bakasın. Sakın ola ki dedikodulara kulak asmayasın, dedikodu yapanları başköşeye oturtmayasın. Unutma dedikodu zehirli bal gibidir. 11. Ey oğul, bir makam elde etmek için olabildiğince küçülen, bırak bir sahib-i makam olmayı bir kazmaya bile sap olamayacaklardan uzak durasın. Bizim kitabımızda “makam için küçülene, en küçük makam bile verilmez”. Bunu sakın unutmayasın, unutmayasın, unutmayasın..! 12. Ey oğul, “Hocaaaam, eğer göreve geldiğinde bana bir vazife düşerde bana söylemeye çekinirsen vallaha darılırım ha!” diyen zavallı kimseden uzak durasın. 13. Ey oğul, sırf sana oy verecek diye makam dağıtan acizlerden olmayasın, sana oy vermemiş de olsa işi ehline veresin. 14. Ey oğul, rakiplerine hırçınlık yapmayasın, öteleyen değil kazanan olasın. Düşmanlık bizim kitabımızda yazmaz, sana makam gerek değil dost gerek dooost!! 15. Ey oğul, makam şehveti, kadın şehvetinden beterdir. Her şeyden önce kendini bilesin, arabayı mıcıra kaptırmayasın. 16. Ey oğul, ait olduğunu hissettiğin gönüldaşların varsa onlara adaletli bir yöneticiden başkasını vaat etmeyesin, gönül arkadaşlığın adam kayırma vesilesi olmasın. Mazlumu incitmeyesin. Yönetimde “adalet kızlığını” 40 yıllık gönüldaşın için de olsa bozmayasın. 17. Ey oğul kazanmadan önceki dostlarınla, kaybettikten sonra da dost kalasın. Eğer daha da yiğitsen kazanmadan önceki düşmanlarınla kaybettikten sonra da dost olasın. 18. Şu 4 şeye hâkim olasın. Eline, diline, beline, ekibine. Sürekli eli ve aklı belinde olan azgın kimselerden uzak durasın. 19. Ey oğul makama gelmeden önce soysuzlara gebe kalmayasın. 20. Ey oğul yönetim nezaket ister, letafet ister, adab-ı muaşeret ister, haya ister, zeka ister, şuur ister. Her şeyden öte yaratılana karşı “aşk” ister. Bunlar sen de yoğ ise boşu boşuna aday olmayasın. İnsanlardan bir insan olasın. Aşk, adalet ve bilgi ile kalasın ey oğul !. Evliya Hektor Rektör Adaylarına ve Seçmenlere Öğütler. Ey Oğul… – II (10 Ekim 2010) Rrektör adayı evlatlarım ve seçmen evlatlarım; seçim öncesi son öğütlerimi de alasınız, gayri ötesi size aittir. Haydi, hakkınızda hayırlısı ola… 1- Ey oğul, senin hikâyen sakın Taç Mahal’in hikâyesine benzemesin. Şöyle ki; Şah Cihan’ın çok sevdiği karısı ölmüştür. Ona sevgisini gösterecek muhteşem bir mezar yapmak ister. Dünyanın en büyük mimar ve sanatçılarını getirir. Sonunda Taç Mahal’in inşaatı biter. Şah Cihan her gün muhteşem Taç Mahal’i gezmekte hayranlıkla onu seyretmektedir. Fakat bu muhteşem yapıda içine sinmeyen, iğreti duran bir şey vardır. Günler sonra fark eder ki, iğreti duran şey eşinin bu yapı içindeki mezarıdır. Ve çok sevdiği eşinin kabrini Taç Mahal’in içinden kaldırtır. Ey oğul senin Taç Mahal’in rektörlük makamı olmasın. Taç Mahal senin ilkelerini, sevgilerini unutturmasın. 2- Ey oğul, makama geldiğinde insanlara güzel bir gelecekten bahsediyorsun. Unutma ki güzel bir geleceği, ancak bugünü güzel yaşayanlar getirebilir. Eğer bugünü güzel yaşayan, paylaşabilen, bütünleştirebilen, insanlara faydalı olabilen biri isen yoluna devam et. Bugün insanlara anlatacak iyi bir hikâyen yoksa bu işten vazgeçesin oğul. 3- Ey oğul, tüm arzuların kaynağı temel bir hatadan kaynaklanır: Bir şeyleri kaçırdığına dair temel bir yanlıştan. Özü şudur; sen aslında çok değerli birisindir ve bir şeyler mutlaka senin hakkındır. Fakat bunu engellemeye çalışan, bir şeyleri hak etmeyen değersiz insanlar vardır. Ey oğul unutma ki dünya arzular yüzünden kâbusa dönüşür . Benliğini hırs ve arzu ile beslemeyesin oğul. Ey oğul, hayal âleminde diğer adaylarla yan yana durasın ve adaylara dışarıdan bakasın. Acaba bu yolculukta en değerli aday sen misin? Başkaları senin ayağına takılan çer-çöp kadar değersiz mi? Ne dersin oğul? İçinizde bugünü en iyi yaşayan hanginiz?… 4- Ey oğul, dünyayı seyredesin. Aydınlık ve karanlık, yaz ve kış, erkek ve kadın, nefes almak ve vermek…tüm zıtlar bir bütünlük içinde bulunuyorlar. Hem de dostça yaşıyorlar ve birbirlerini tamamlıyorlar. Ey oğul, gerçekten zeki birisi isen zıt uçlar arasındaki koordinasyonu sağlamak en büyük marifetin olacaktır. Yaşamdaki en önemli zıtlık “kuşku” ve “güven” dir. Bu iki durum arasında bir koordinasyon oluşturabilirsen ortaya “bütün” çıkar. Ey oğul, nesnelerin dünyasını araştırırken kuşku çok güzeldir. Ama içe doğru hareket ederken ve insanlarla ilişkilerinde kuşkunu bir kenara bırak, “güven” i kendine yol arkadaşı yap. 5- Ey oğul, rektörlük makamını kendine yegâne hedef, mutluluk kaynağı olarak görmeyesin. Unutma ki dilenci iken mutlu isen padişah olduğunda da mutlu olursun . Dilenci iken mutlu değilsen padişah olduğunda da mutlu olamazsın. Mutluluk makamın ile değil, senin bilinç kaliten ile ilgilidir. Bir şeylerin arayışında olmak, bir şey olmaktan daha iyidir oğul. 6- Ey oğul, otoriteye evet demek çok kolaydır. Fakat dünyayı otoriteye evet diyen insanlar değiştiremezler oğul. Dünya onu bir rüya gibi yaşayan insanlar tarafından değiştirilir. Dünya; ona buna takılmadan yaşayan, dünyada yaşayıp onun içine girmesine izin vermeyen, bozulmayan, sessizliğini her yere taşıyabilen insanlar tarafından değiştirilir oğul. 7- Hiç düşündün mü oğul, tırtıl kelebeğe dönüşebileceğini bilebilir mi? Tırtılı kelebeğe dönüştüren kendi gücü müdür? Unutmayasın oğul, güç peşinde gidersen giderek bilinçsizleşirsin. Çünkü hem arkasından gittiğin güç bilincini yok eder, hem de ancak bilinçsizsen güç peşinde gidebilirsin. Bir birey olasın ve gerekirse de bunun bedelini ödeyesin ey oğul. 8- Ey oğul, gerçeği çoğu zaman yansıtamazsın. Sana ne söylenmiş, ne öğretilmiş ve nasıl şartlandırılmışsan zihnin onun hizmetindedir. İnsanların zihni sözcükler üzerinden çalışır. Birisi “dikkat et! Bu adam sahtekâr” dese ona karşı tavrın hemen değişir, eskisi gibi kalamazsın. Adam sahtekâr olmasa bile küçücük bir sözcük her şeyi çarpıtır. Kendini geri çekersin. Hatta zihnin bu söze dayanak aramaya başlar. Ey oğul, sadece belli bir kalıba ve zihninin çalışma biçimine göre davranıyorsun. Arzuların üzerinden hareket ediyorsun. Biri arzunu yerine getirebiliyorsa veya sen, onun arzunu yerine getirebileceğini düşünüyorsan o “büyük biri” oluyor. Ey oğul, aday olarak desteklediğin kişinin rektörlüğü kazanamadığını düşün. Seçim sonrasında o kişi yine bir “lokomotif” olarak yanında durabileceğin özelliklere sahip biri mi? Ya da sadece kazanırsa senin arzularını yerine getirecek “vagon” biri mi? Sence iş bu kadar basit mi? Kendine oyuncak tren mi arıyorsun oğul !!? 9- Ey oğul, eğer iyi sörf yapabilirsen dalgaların üzerinde çok iyi dans edebilirsin. Dalgaların yardımıyla kendi hedeflediğin yere gidebilirsin, sahile çıkabilirsin. Fakat iyi sörf yapamıyorsan sadece dalgaların istediği yere gidersin. Dalgaların hakkını veremezsen de telef olur gidersin. Dalgaların hakkını verebileceksen sörf yapasın, hakkını veremeyeceksen hem kendini hem de dalgaları rezil etmeyesin oğul. 10- Ey oğul, bir önceki mektubumda demiştim ki; şu 4 şeye hakim olasın: eline, diline, beline, ekibine. Dilinin ve ekibinin belasını çekeceksin oğul bilesin. Diline sahip olamadın oğul. Yapacakların yerine başkalarının zaaflarını anlattın. Hem abartarak hem de katarak anlattın. Hem kendini aldattın, hem de başkalarını aldattın . Günahsız isen ilk taşı sen at oğul . Ekibine sahip olamadın oğul. İnsanların saygısını kazanamamış dalkavuklar etrafında saygınlık ve itibar peşinde iken sen bunlara göz yumdun. Kapıdan kovdukların için pencereyi açık tuttun. Siyasi davrandın, ancak dürüst davranamadın ey oğul. Benim diyeceklerim bunlardır. Sonrası gayri sana aittir. Aşk, Adalet ve Bilgi ile kalasın ey oğul !. Evliya Hektor KAYNAKLAR: (Anonim ve özlü sözler, atasözleri, Mesnevi ve Osho’nun eserlerinden yararlanılmıştır) --- ## İlaçlar URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/ilaclar/ Romatizma tedavisinde kullanılan ilaçlar -Metotreksat -Salazopirin -Kolşisin -Klorakin -Azatiyoprin -Siklofosfamid -Siklosporin -Steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar -İntravenöz İmmunglobulin (İVİG) -Anti-TNF ilaçlar (İnfliksimab, Etanercept, Adalimumab) -Ritüksimab -İnterferon-alfa --- ## Ailevi Akdeniz ateşi (FMF) URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/hastaliklar/ailevi-akdeniz-atesi-fmf/ Ailevi Akdeniz ateşi (FMF) Hazırlayan: Prof.Dr. Mehmet Sayarlıoğlu Soru: Ailevi Akdeniz ateşi (AAA) (İngilizce kısaltması: FMF) nasıl bir hastalıktır? Cevap: AAA ataklar şeklinde seyreden bir hastalıktır. Yani hastanın belli bir süre şikayetleri olur ve daha sonra bu şikayetleri kendiliğinden geriler. Tekrarlayan ataklar en çok ateşle birlikte olan karın ağrısı, göğüs ağrısı ve eklem ağrıları şeklindedir. Daha da az olarak testis ağrısı, baldır ağrısı, ayak veya bacak derisi üzerinde kızarıklıklar şeklinde de bulgular verebilir. Genetik geçişli bir hastalıktır. Soru: AAA en sık hangi toplumlarda görülür? Cevap: AAA doğu Akdeniz kökenli toplumlarda daha sık görülür. En sık Yahudiler, Türkler, Ermeniler ve Araplarda görülür. Kuzey Afrika’da yaşayan Sefardik Yahudiler hastalığın en şiddetli seyrettiği topluluktur. Ülkemizde her bölgede görülmekle birlikte, hastalık sıklığı Orta Anadolu’da daha fazladır. Soru: AAA hastalığında genetik bozukluk hastalığa nasıl neden olmaktadır? Cevap: AAA’de arızalı olan genetik yapı normal işlev gördüğünde, vücudumuzdaki iltihabi olayları baskılayıcı bir rol üstlenir. Oysa AAA’de bu gen normal işlev göremediğinden karın organlarını, akciğeri, testisleri saran zarda, eklemlerde, deride sınırlı bölgelerde zaman zaman iltihaplanmalar olmaktadır. Bu durum etkilenen bölgede ağrı ve genel vücut ateşi ile kendini göstermektedir. Soru: Hastalığın temel klinik bulguları nelerdir? Cevap: Ataklar halinde seyreden “ateş” ve etkilenen bölgelerde “ağrı”dır. Soru: Hastalar birkaç gün önceden atak başlayacağını anlayabilirler mi? Cevap: Hayır. Atakların çoğu belirli bir ön belirti olmadan ani olarak başlar. Hastaların az bir kısmında atak başlamadan kısa bir süre önce ön belirtiler ortaya çıkabilir. Soru: Atakların süreleri ne kadardır. Cevap: Ataklar genellikle 1-3 gün sürer. 6 saatten az, 96 saatten fazla süren ataklar şüpheyle karşılanmalıdır. Bazı eklemlerin tutulumu sırasında atak süreleri daha da uzayabilir. Soru: AAA’nin ateşi nasıl seyreder? Cevap: Atak başlangıcının ilk 12-24 saatinde giderek yükselir. 38.5-40 °C’ye kadar çıkar. Daha sonra düşmeye başlar. Yani ateşin en yüksek olduğu zaman, genellikle atak başlangıcının ilk günüdür. İkinci veya üçüncü günlerde ateş düşmeye başlar. Örneğin hasta atak başlangıcından sonra üçüncü veya dördüncü günlerde hastaneye başvursa ateşi tamamen normal olarak saptanabilir. Soru: Ağrı en çok hangi vücut bölgelerindedir ve özellikleri nelerdir? Cevap: Ağrı en çok karın, göğüs ve bacak büyük eklemlerindedir (en çok diz, ayak bileği). Ateş: 38.5-40°C’ye kadar yükselen ateş AAA’nin en önemli ve en sık bulgusudur. En yüksek olduğu dönem ilk gündür. 1-3 gün sürer. Hemen hemen hastaların tamamında vardır ve hemen hemen tüm ataklara eşlik eder. Ateşin olmadığı hastalarda tanı tekrar gözden geçirilmelidir. Az sayıda hastada ağrılı bölge olmaksızın, sadece ateş yükselmeleriyle seyreden ataklar da görülebilmektedir. Karın ağrısı: Hastaların %90’ında görülen atak tipidir. Genellikle beklenmedik bir anda başlar. Karnın bir bölgesinden başlayabilir ve giderek yaygın hale gelir. Şiddeti değişkendir. Acil cerrahi operasyon gerektirecek hastalıklara (apandisit gibi) benzer bulgular verebilir. Bazen çok hafif bir ağrı şeklinde de olabilir. 2-4 günde genellikle ağrı geçer. Göğüs ağrısı: AAA hastalarının %25-50’sinde görülür. Beklenmedik bir zamanda başlayan, nefes almakla batan tek taraflı göğüs ağrısı şeklindedir. Tek başına veya karın ağrısı, eklem ağrısı gibi diğer atak şekilleri ile beraber olabilir. 2-4 günde genellikle ağrı geçer. Eklem ağrısı: AAA hastalarının %75’inde saptanır. En sık diz ve ayak bileğini etkiler. 3-4 günde genellikle geriler. %5 hastada eklem bulgularının iyileşmesi gecikir. Eklem bulgularının iyileşmesi geciken hastalarda bazen iltihaplı bel romatizmasının (spondilit riski!) birlikte olabileceği unutulmamalıdır. Eklemler genellikle hasar bırakmadan iyileşir. Ancak kalça eklemi etkilendiğinde hasar riski vardır ve cerrahi müdahele gerektirebilir. Deri bulguları: En sık “erizipel benzeri kızarıklık”olarak tanımlanan cilt bulgusu görülür (Yaklaşık hastaların %10’unda). Sıklıkla diz ve ayak bileği arasındaki deride ortaya çıkar. Sınırları belirgin, yama şeklinde kırmızı döküntü şeklindedir. Genellikle 2-4 gün içinde geriler. Bundan başka deride basmakla solmayan, 1-2mm-1cm çapında döküntüler de oluşabilir. Damar duvarı iltihabını gösteren bu durumda idrar renginde koyulaşma, dışkıda kanama olup olmadığına dikkat edilmelidir. Testisin etkilenmesi: AAA’de az bir oranda testisleri saran zarda ataklar halinde iltihaplanmalar görülebilir. Genellikle ağrı tek taraflıdır. Ağrı 12 saatte giderek artar, şişlik ve kızarıklık gelişebilir. Ergenlik öncesinde bazen AAA’nin ilk belirtisi olarak da ortaya çıkabilir. Yukarıda anlatılan atak şekillerine ateşin eşlik edeceği, özellikle atağın başladığı 1-2 gün içinde ateşin en yüksek olacağı unutulmamalıdır. Soru: AAA kalbi etkiler mi? Cevap: Nadiren evet. Kalp zarında nadiren iltihaplanma yapabilir. Göğüs ağrısı şeklinde bulgu verebilir. Soru: Bir hastada atak hep aynı bölgelerde mi veya hep aynı şiddette mi gelişir? Cevap: Hayır. Örneğin bir önceki atakta hastanın karın ağrısı ve ateşi olabilir. Ateşi 40 °C’ye kadar çıkmış olabilir. Sonraki atakta bu bulgularına göğüs ağrısı veya eklem ağrısı da eklenebilir ve ateş daha düşük derecelerde seyredebilir. Hasta bazen yatak istirahati gerektirecek şiddette atak geçirebilir. Bazen karın ağrısı mı yoksa gaz sancısı mı arasında şüpheye düşecek kadar hafif bir atak geçirebilir. Sonuç olarak atak bölgeleri ve atak şiddeti, aynı hastada bile farklı farklı seyredebilir. Aynı hastada atakların zaman zaman çeşitli formları ortaya çıksa da, genellikle yıllar boyunca benzer atakların görüleceği unutulmamalıdır. Soru: Hastalık geçici bir hastalık mıdır? Cevap: Hayır. Hastalık kronik (uzun süreli) bir hastalıktır. Tedavisi ömür boyu planlanmalıdır. Bugün için kısa sürede “tam şifa” anlamında bir tedavisi olmamakla birlikte, çok yüz güldürücü tedavi sonuçları vardır. Soru: Ataklar belirli zaman aralıklarında mı gelişirler? Cevap: Hayır. Ataklar arasındaki süre değişkendir. Örneğin önceki iki atak arasında 15 günlük bir süre olabilir. Daha sonraki atak 1-2 ay sonra ortaya çıkabilir. Atakların temel özelliği farklı zamanlarda ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıkmasıdır. Soru: Hastalık en çok hangi yaşlarda ortaya çıkar? Hangi cinsiyeti en çok etkiler? Cevap: Hastaların %70’inde hastalık belirtileri ilk 10 yılda ortaya çıkar. İlk 20 yılda ise hastaların %90’ı başlangıç gösterir. Yani, aslında hastaların çoğu çocukluk döneminde başlamaktadır. 40 yaşından sonra hastalık başlangıcı çok nadirdir. Erkek ve kadınlarda birbirine yakın sıklıkta görülmekle birlikte, erkeklerde biraz daha fazladır (Erkek/Kadın: 1.2). Soru: AAA’de kesin tanı koydurucu bir laboratuar bulgusu var mıdır? Cevap: Hayır. AAA için kesin tanı koyduracak bir test yoktur. Atak sırasında bazı laboratuar bulguları anormal olarak tespit edilebilir ancak hiçbirisi tanı koydurucu değildir. Tanıda, hastalığın ataklar halinde seyretmesi ve atakların özelliklerinin iyi analiz edilmesi çok önemlidir. AAA’nde görülen klinik bulgular pek çok hastalıkta görülebildiği için hastalığın tanısı çoğu zaman gecikebilmektedir. Soru: Tanıda genetik testlerin yeri nedir? Cevap: Klinik özellikleri hastalık için tipik olan, etnik yapısı uygun olan, ailesinde AAA hastalığı olan hastalarda genetik analiz tanı için gerekli değildir. Ancak yakınmaları AAA için tipik olmayan, hastalık şüphesinin tam giderilemediği hastalarda genetik analiz yapılabilir. Unutulmaması gereken konu; AAA tanısı konmuş olan hastaların tamamında bilinen genetik testler her zaman pozitif değildir ve genetik testleri pozitif olanların tamamı da AAA hastası değildir. Genetik testler AAA tanısı konmuş olan hastalarda hastalığın seyrini tahmin ettirme de yararlı olabilir. Soru: Hastalığın bugün için tedavisi var mıdır? Cevap: Evet. 1972 yılından beri kullanılan Kolşisin’in AAA tedavisinde yeri çok önemlidir. Yeterli dozda kullanıldığında hastaların %65’inde yakınmalar tamamen düzelmektedir. %30 hastada atakların şiddeti ve sıklığı azalmaktadır. %5 gibi az bir oranda ise hastalar ilaca cevap vermemektedir. Hastalığının başlangıcından beri yeterli dozda kolşisin kullanan hastalarda AAA’nin istenmeyen bir bulgusu olan Amiloidoz (böbrek ve başka organlarda fonksiyon bozukluğuna neden olan bir hastalık) gelişme riski çok düşüktür. Ancak ilacı düzensiz kullanan veya kullanmayan hastalarda bu risk yüksektir. Bu nedenle AAA tanısı kesin olan hastaların yakınmaları, kolşisin tedavisine yeterli cevap verse de veya hiç cevap vermese de ilaç yeterli dozda ve sürekli kullanılmalıdır. Soru: Amiloidoz ne demektir? Cevap: Amiloidoz çeşitli organlarda suda erimeyen bir tür proteinin birikmesi ile o organlarda yetmezliğe neden olan bir hastalıktır. Özellikle tedaviye uyumu iyi olmayan AAA hastalarında amiloidoz gelişme riski yüksektir. AAA hastalarında başta böbrek olmak üzere, başka organlarda da bozukluk-yetersizlik gelişebilir. Kolşisin’in tedavide kullanılmaya başlanmasından sonra AAA hastalarında amiloidoz riski belirgin olarak azalmıştır. Ailesinde amiloidoz gelişen AAA hastası olan hastalar, düzenli kontrol ve tedaviye uyum konusunda son derece dikkatli olmalıdırlar. AAA hastalarının kontrollerinde idrar tetkiki çok önemlidir. Amiloidozun erken döneminde idrarda bazı bulgular gözlenebilir. Soru: Kolşisin gebelikte kullanılabilir mi? Cevap: Bugünkü veriler gebelik öncesinde ve gebelik sırasında kolşisin kullanımının bebekte bir anormallik oluşma riskini artırmadığı yönündedir. Şu anki genel eğilim gebelikte de ilaca devam edilmesi gerektiği yönündedir. Hasta Romatoloji ve Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile birlikte yakından izlenmeli, gerekirse bebek gelişiminin değerlendirilmesi için önerilen testler yapılmalıdır. Soru: Hastalığın tedavisi nasıl planlanmalıdır? Cevap: Hastalığın tedavisi mutlaka ilgili uzman (İç hastalıkları eğitimi almış Romatoloji uzmanı) tarafından düzenlenmeli ve takibi yapılmalıdır. Çünkü her hastanın bireysel özellikleri farklıdır. Kolşisin her hastada aynı şekilde kullanılamaz. Örneğin böbrek ve karaciğer yetmezliği olanlarda doz ayarlaması yapılmalıdır, kolşisin’in bu hastalarda sinir sistemi ve kas üzerine olumsuz etkileri olabilir. Ayrıca hastaların takibi sırasında da ilaç ile ilgili olarak görülebilecek yan etkiler hem klinik hem de laboratuar olarak değerlendirilmeli ve bunlara göre düzenleme yapılmalıdır. AAA hastalığının bugün için kısa süreli ilaç kullanımı ile “tam şifa” anlamında bir tedavisi yoktur. Ancak özellikle kolşisin ile çok iyi sonuçlar elde edilmektedir. Hastalığın tedavisi süreklidir. AAA tanısı konmuş her hasta gerekli kontrolleri yaptırmak kaydı ile ilacını yeterli dozda kullanmalıdır. --- ## Ankilozan spondilit ve anti-TNF tedaviler URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/hastaliklar/ankilozan-spondilit-ve-anti-tnf-tedaviler/ ANKİLOZAN SPONDİLİT ve ANTİ-TNF TEDAVİLER (26.12.2011) Hazırlayan: Prof. Dr. Mehmet SAYARLIOĞLU Değerli okuyucular bu yazıda sizlere Ankilozan Spondilit ve bu hastalığın tedavisinde de yaygın olarak kullanılan anti-TNF ilaçlardan bahsedeceğim. Faydalı olması dileğiyle… Ankilozan spondilit ne demektir? Ankiloz ; oynar bir eklemin hareket yeteneğinin kaybolması, eklemin kaynaşması, spondilit ise; omurganın iltihabı olarak tanımlanabilir. Ankilozan spondilit (AS); omurganın iltihabi hastalığı sonucu omurga hareketlerinin azalmasını ya da yok olmasını ifade eder. Hastalık en sık omurganın son kısmı ile leğen kemiği arasındaki eklem (sakroiliyak eklem) ile omurları etkiler. Ancak hastalık temelde omurgayı etkilemekle birlikte omurga dışı eklemleri de (kalça, diz, ayak bileği, omuz gibi) etkileyebilir. Ankilozan spondilitin en yaygın belirtileri nelerdir? AS’in en yaygın belirtisi bel ve kalça ağrısıdır. Hastalığın etkilediği bölgelerdeki iltihabi durum ağrıya ve eklem katılığına yol açar. Ağrı istirahat sonrasında daha belirgindir. Örneğin hasta sabah uyandığında belinde ve kalçasında şiddetli ağrı vardır ve bu ağrı hareketle azalır. Bu ağrının süresi hastalığın şiddetine göre değişkenlik gösterir. Hasta bazen gecenin ikinci yarısından sonra şiddetli ağrı ile uyanabilir. Omurların devam eden iltihabi durumu uzadıkça omurlar birbirine kaynamaya başlar ve omurganın hareketleri önce azalır, sonra tamamen kaybolur. Omurga ağrısı: AS’in genellikle en erken ve en yaygın belirtisidir. En çok bel ve/veya kalça ağrısı şeklindedir. Genel özellikleri şunlardır; -Genç-erişkin dönemde daha yaygın görülür (20-30 yaş). -Genellikle sinsi bir başlangıç gösterir. Ağrı önce hafif hafif kendini hissettirir, zaman içerisinde (haftalar-aylar) giderek daha şiddetli bir hal alır. -Ağrının 3 aydan daha fazla devam etmesi önemlidir. -İstirahat sonrasında ağrı artar. Örneğin, sabah uyandıktan sonra veya sinemada bir film seyrettikten sonra ağrı belirginleşir. -Sabah tutukluğu genellikle 30 dakikadan fazla sürer. -Ağrı hareketle azalır. -Gecenin (uykunun) ikinci yarısından sonra ortaya çıkan ağrı nedeniyle hasta uyanabilir. -Sağ ve sol tarafta yer değiştiren kalça ağrısına neden olabilir. Omurga hareketlerinin kısıtlanması: Omurga hareketlerinde azalma gelişebilir (öne, arkaya ve yanlara eğilmede, ilerleyen dönemlerde boyun hareketlerinde kısıtlanma). Örneğin, bel hareketlerinin kısıtlanması nedeniyle ayakkabı-çorap giyinmek çok zor bir hal alabilir. Kalça ağrısı: Kalça ağrısı AS’de yaygındır. Ağrı kalça ekleminde, kalça veya baldırlarda ya da yürürken zorlanma şeklinde ortaya çıkabilir. Omuz ağrısı: Tendon veya eklemdeki iltihabi durum omuz ağrısına neden olabilir. Etkilenen omuzun hareketleri kıstlanabilir. Diğer eklemler: Tek bir eklem veya birkaç eklem etkilenebilir. Kalça, diz, ayak bileği eklemleri omurga dışında en çok etkilenen eklemlerdir. Eklemlerde ağrı, şişlik, ısı artışı, istirahat sonrası belirgin tutukluk gelişebilir. Tendonların kemiklere yapışma yerinde iltihap: Tendon veya bağların kemiklere yapışma yerlerinde iltihaplanma olabilir. Omurlara ek olarak el bileği, topuk ve kaburga gibi tendon ve bağların yaygın olduğu bölgelerde iltihaplanmalar gelişebilir. Kaburgalar etkilendiğinde özellikle derin nefes alma, öksürük ve hapşırma sırasında göğüs ağrısı olabilir. Yapısal belirtiler: Hastalığın özellikle aktif seyrettiği dönemlerde hastalarda halsizlik, yorgunluk, kendini iyi hissetmeme gibi yakınmalar olabilir. Geceleri bel veya eklem ağrılarından dolayı uyku bozukluğu da halsizlik yakınmasına katkıda bulunabilir. Bazı hastalarda hafif bir ateş ve kilo kaybı gelişebilir. Ankilozan spondilit eklemler dışında başka vücut bölgelerini de etkiler mi? AS sistemik bir hastalıktır. Eklemlerden başka diğer sistemleri de etkileyebilir. AS eklemler dışında en sık gözü, daha nadir olarak kalbi, akciğerleri, böbrekleri, barsakları ve sinir sistemini etkileyebilir. Göz: Gözün bir bölümünde iltihaplanmalara yol açabilir. Gözde ağrı, kızarma, görmede bulanıklaşma, ışığa duyarlılık en yaygın bulgulardır. Ayrıca tedavi edilmelidir. Tekrarlayan iltihabi durumlarda görme yeteneğini olumsuz etkiler. Kalp: Kalp tutulumu nadiridir. En sık rastlanılan bulgu aort kapağının etkilenmesidir. Bazen kalbin ileti sistemi de etkilenebilir. Akciğer: AS hastalarının bir kısmının kaburga ve omur eklemlerinin etkilenmesi nedeniyle nefes alma sırasında akciğerleri yeterince genişleyemez. Bazen akciğerin kendisi etkilenebilir. Böbrekler: AS’in ileri dönemlerinde suda çözünmeyen bazı proteinsi materyaller böbrekte birikerek (amiloidoz) böbrek fonksiyonlarının bozulmasına yol açabilirler. Barsak: Barsakta nadiren ülserler gelişebilir. Çoğu zaman bu ülserler belirti vermezler. Sinir sistemi: Omurga, omurilik ve omurilikten çıkan sinirleri çevreler ve korur. AS’li hastalar omurganın etkilenmesi nedeniyle bu açıdan risk altındadırlar. Hareketsizlik yüzünden omurlar zayıflamıştır, kırılma riski artmıştır. Bu durum ise omurilik ve sinirler için risk oluşturmaktadır. Bazı hastalarda kollarda bacaklarda uyuşma, duyu kaybı, mesane ve barsak kontrolünün zorlaşması, erkeklerde cinsel iktidarsızlık şeklinde bulgu verebilir. Ankilozan spondilit kimlerde daha çok görülür? Hastalık günlük yaşamı etkiler mi? Erkeklerde kadınlara göre 3 kat daha fazla görülür. 20-30 yaş arası genç-yetişkinleri daha çok etkiler ve tanı daha çok bu yaşlarda konulur. Hastalık gelişiminde ailevi yatkınlık önemlidir. Birinci derece akrabalarda (anne-baba, kardeş ve çocuklar) AS varsa hastalığa yakalanma riski artar. Ayrıca HLA-B27 geni pozitif olan bireylerde AS gelişme riski fazladır. AS soyunma-giyinme, oturup kalkma, ayakta durma, merdiven çıkma, yük taşıma, egzersiz-spor yapma gibi gündelik işleri etkileyebilen bir hastalıktır. Dolayısıyla kişinin hem ev hem de iş yaşantısı etkilenir. Ancak günümüzdeki tedavi yöntemleri ile bu durum en aza indirilebilmektedir. Ankilozan spondilit tanısı nasıl konulmaktadır? AS tanısı; hastanın yakınmaları, doktorun muayene bulguları, görüntüleme yöntemleri (röntgen, MR v.b.) ve laboratuar bulgularının bir arada değerlendirilmesi ile konulmaktadır. Ankilozan spondilit nasıl tedavi edilir? Tedavinin hedefleri nelerdir? AS tedavisi; hastalığın şiddeti, etkilenme bölgeleri, her hastanın kendine özgü koşulları, tedavinin risk ve fayda oranı dikkate alınarak her bir hastaya göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Tedavinin temel amaçları; 1- Hastanın ağrı, tutukluk ve yapısal belirtilerini azaltmak 2- Hastanın fonksiyonel kapasitesini iyileştirmek 3- Omurga etkilenmesi ile oluşabilecek istenmeyen sonuçları önlemek 4- Omurga ve eklem dışı gelişebilecek belirtileri en aza indirmektir. Genel önlemler: AS hastaları ciddi omurga yaralanmaları için risk altındadır. Bu nedenle hastaların düşmelerini, yaralanmalarını engelleyecek basit önlemler alınmalıdır. Alkol alımı sınırlandırılmalıdır, uyku verici ilaçlar dikkatli kullanılmalıdır. Ayrıca hastalar düşmeye, çarpmaya neden olan, ağırlık taşıma gerektiren spor dallarından da uzak durmalıdırlar. Banyo veya tuvalette tutunma yerlerinin olması, aydınlatmanın iyi olması, yerde kaymayı engelleyecek havlu veya keçe bulunması düşme riskini azaltacaktır. Araçlarda mutlaka emniyet kemeri ve uygun başlık kullanılmalıdır. Ayrıca hastalık akciğerleri de etkileyebileceğinden hasta sigara kullanmamalıdır. Fizik tedavi ve egzersiz: Hastanın vücut postürünü, omurganın hareketliliğini ve akciğer kapasitesini korumak konusunda gereklidir. Egzersiz her AS’li hasta için tedavi programının önemli bir parçası olmalıdır. Uygun fizik tedavi, spor ve egzersiz programının seçimi için ilgili doktordan yardım alınmalıdır. İlaç tedavileri: AS’te ilaç tedavisi iltihabi durumu azaltmak, hastanın yaşam kalitesini artırmak ve hastalığın ilerlemesini önlemek amacı ile uygulanır. Steroid olmayan iltihap giderici (SOİG) ilaçlar: Ağrının kontrolü ve sabah tutukluğunun azalması için yaygın olarak kullanılan ilaçlardır. Hem hastalığın başlangıcında hem de seyri sırasında sıklıkla tercih edilen ilaçlardır. Sulfasalazin: Hastalığın ilerleyişini ya da şiddetini azalttığına dair çalışmalar vardır. SOİG grubu ilaçlar ile de kullanılabilinir. Omurga dışı eklemlerin etkilendiği hastalık da daha etkilidir. Eğer AS sadece omurgayı etkilemişse hastalığın gidişine olumlu etkisi sınırlıdır. Anti-Tümör Nekroz Faktör tedavileri (TNF blokerleri veya anti-TNF tedavi): AS tedavisinde önemli bir yeri vardır ve oldukça etkili ilaçlardır. Yaklaşık 8 yılı aşkın bir süredir ülkemizde de bu ilaçlar kullanılmaktadır. Hastaların yaşam kalitelerinde bu ilaçlardan sonra belirgin bir iyileşme olmuştur. Anti-TNF ilaçlar arasında; infliximab, etanercept, adalimumab, certolizumab pegol ve golimumab vardır. Steroidler (kortizon): Bazı hastalarda diğer tedavilere cevap vermeyen eklem iltihaplarında kortizon enjeksiyonu (iğne ile ilaç verme) faydalı olabilir. Ağız yolu ile uzun süreli kortizon kullanımına AS’li hastalarda genellikle çok sık ihtiyaç olmaz. Ankilozan spondilit tedavisinde cerrahinin yeri var mıdır? Uygun hastalarda kalça ve omurga cerrahisi faydalı olabilir. Şiddetli ve inatçı kalça ağrısı olan, kalça hareketlerinin ileri derecede kısıtlandığı hastalarda kalça protezi uygulanabilmektedir. Nadiren omurların ileri derecede birleştiği ve hareketini yitirdiği hastalarda omuriliğin hasarını önlemek amacıyla omurga cerrahisi gerekebilir. Karşı yönü göremeyecek kadar şiddetli omurga deformitesi olan hastalarda rahatlatıcı cerrahi girişimler yapılabilmektedir. Ankilozan spondilitin zararlı sonuçlarını önlemek için başka neler yapılmalıdır? Sigara içilmemelidir. Hastalığın kendisi göğüs hareketlerini kısıtlayabileceği ve akciğerin havalanmasını azaltabileceği için bu duruma kötü katkıda bulunabilecek sigaradan uzak durulmalıdır. Doğru vücut postürünün korunması için egzersiz programları uygulanmalıdır. Osteoporoz (kemik yoğunluğu azalması) riskini azaltmak için yeterli kalsiyum ve D vitamini alımı sağlanmalıdır. Özellikle süt ürünlerinin (süt, peynir, yoğurt gibi) tüketimine önem verilmelidir. AS kronik (süregen) bir hastalıktır. Hastalığın seyrini takip etmek ve olası riskleri kontrol altında tutmak için düzenli takipler gereklidir. Hasta doktoruna danışmadan tedavisini sonlandırmamalıdır. Hastalık için özel bir diyet var mıdır? Hastalığa özel bir diyet önerisi yoktur. Hastaların dengeli beslenmeleri ve ideal kilolarını korumaları önemlidir. Vücut direncini olumsuz etkileyecek zararlı alışkanlıklardan uzak durmaları faydalıdır. Bazen kullanılan ilaçlara göre doktorunuzun bir diyet önerisi olabilir. ANTİ-TNF TEDAVİLER Ankilozan spondilitte anti-TNF tedaviye ne zaman başlanmaktadır? Anti-TNF tedavi, AS tedavisinde kullanılan SOİG ve/veya Sulfasalazin gibi ilaçlar ile istenilen etki elde edilemediğinde ya da hastanın bu ilaçları kullanamadığı durumlarda önemli bir tedavi seçeneğidir. Hem omurgadan kaynaklanan bel ağrısı üzerinde hem de diz, ayak bileği gibi eklemlerin iltihabi durumlarında etkilidir. Anti-TNF tedavi her hasta için uygun mudur? Anti-TNF tedavi ilaçtan beklenilen fayda ve risk oranı değerlendirilerek planlanmalıdır. İlaç başlanmadan önce hastalar enfeksiyon varlığı, bazı sinir s [... içerik kısaltıldı; tamamı için: https://www.mehmetsayarlioglu.com/hastaliklar/ankilozan-spondilit-ve-anti-tnf-tedaviler/] --- ## Özgeçmiş URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/ozgecmis/ 1968 yılında Kayseri’de doğdu. İlkokul-ortaokul ve liseyi Kayseri’de bitirdi. Tıp eğitimini Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yaptı. İç Hastalıkları uzmanlığı eğitimini İstanbul Şişli Etfal Hastanesi’nde tamamladı. Romatoloji uzmanlık eğitimini İstanbul Tıp Fakültesi (Çapa) Romatoloji Bilim Dalı’nda yaptı. 2005 yılında Doçent oldu. Şubat 2011’de Profesör oldu. 2005-2013 yılları arasında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Romatoloji Bilim Dalı başkanı olarak görev yapmıştır. Şubat 2013-Nisan 2017 Samsun 19 Mayıs üniversitesi Romatoloji bilim dalı öğretim üyesi ve bilim dalı başkanı olarak görev yapmıştır. Mart 2012’de RAED (Türkiye romatoloji araştırma ve eğitim derneği yönetim kurulu üyeliğine seçilmiştir.) Yabancı dili İngilizcedir. İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği, Türkiye Romatoloji Derneği’nin üyesidir. Tıp dışında doğa ve edebiyata karşı ilgisi vardır. Evli ve 3 çocuk babasıdır. --- ## İletişim URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/iletisim/ Prof. Dr. Mehmet Sayarlıoğlu / Samsun LİV Hospital İç Hastalıkları ve Romatoloji uzmanı romatizmadoktorunuz.com mehmetsayarlioglu.com Randevu tel: 0(362)999 80 00, fax: 0 (362) 999 80 80 --- ## Güncel URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/guncel/ Herkesin bitmeyen bir gecesi vardır, Ve o gecede dinlemekle bitiremediği bir şarkısı… —-Sahildeki Büyük Köpek—- (Kısa hikaye, M. Sayarlıoğlu, 31 temmuz 2018) Bazen kendimi hüzünlü hissettiğimde sabah erken saatlerde sahile giderim. Denizin dalgalarının ve martı seslerinin hüzünlü ruhlar için rahatlatıcı bir tarafı olduğunu düşünmüşümdür her zaman. Şafağın alaca karanlığında hem deniz hem de sahildeki ağaçlar gözüme daha güzel görünür. Yine günlerden öyle bir gündü ve sabah erken saatte sahile inmiştim. Güneş biraz yükselmiş, ortalığı ısıtmaya başlamıştı. İnsanlar deniz kenarında sabah yürüyüşlerine çıkmışlardı. Orta yaşın üzerindeki insanlar çoğunluktaydı. Deniz kenarındaki restoranlarda sabah kahvaltısı hazırlığını işaret eden kaşık, tabak sesleri geliyordu. Erken saatte çocukları ile birlikte yürüyüşe gelenler de vardı. Bu grup genellikle biraz yürüyüş yaptıktan sonra ailesiyle birlikte kahvaltı yapmak üzere sahile gelen gençlerden oluşuyordu. Denize yakın bir bankta oturdum, bir yandan gözüm uzaklara dalmış bir halde denizi seyrediyordum. Güneşin sıcaklığı yan tarafımdaki ağacın yaprakları arasından kendini hissettirmeye başlamıştı. Yürüyen insanlara çoğu zaman sokak köpekleri de eşlik ediyordu. Bunlar belediyenin aşılarını yaptığı ve sonra da kendi yaşam alanlarına saldığı “kulağı küpeli” köpeklerdi. Yaşadığım şehirler içerisinde Samsun’un hayvan sevgisi açısından en medeni şehirlerden birisi olduğunu söyleyebilirim. Günün tüm saatlerinde elindeki yiyeceği bu hayvanlarla bölüşen, dükkanının önüne bir kap su koyan çok sayıda insan görebilirsiniz. Köpekler genelde bir arada gezmeyi seviyorlardı. Sabah saatlerinde sahil onlar için, özellikle genç köpekler için tam bir oyun yeriydi. İnsanlara genelde alışkındılar, insanlar da onlara. Denizin dalgalarının vurduğu yerde kumların üzerinde oynayan üç köpek gözüme ilişti. İkisi muhtemelen 1-2 yaşlarında boy olarak küçük, bir tanesi de 5-6 yaşlarında irice erkek bir köpekti. İrice olanı zaman zaman küçüklerle oynamak koşmak istiyor fakat küçüklerin enerjisine yetişemiyordu, yine de onlarla mutlu bir hali vardı. İki küçük boylu köpekten birisi güzelliği ile öne çıkıyordu. Uzun tüyleri gözlerini kapatmıştı, soluk alıp vermesi sanki hep gülümseyen bir insanı düşündürüyordu. Diğeri de siyah, kısa tüylü sevimli bir finoydu. O iri köpekte nedense kendimi buldum. O anki bakışları benim gibi hüzünlüydü. Boynu genelde öne eğik geziyordu, bakışları ürkekti ve yalnız kalmayı seven bir hali vardı. Belki de kendini yalnızlığa mahkum hissediyordu kim bilir?. Annesi ve babasıyla yürüyen 4-5 yaşlarında bir çocuk, büyük köpekten biraz uzaklaşmış olan küçük sevimli köpekleri fark etti, onları yanına çağırdı, hemen koşarak geldiler. Çocuk uzun tüylü köpeğin başını okşamaya başladı. İki küçük köpek çocukla beraber çok mutluydular. Çocuk elindeki krakeri onlarla paylaşıyordu. İkisi de deli gibi sevinçten kuyruğunu sallıyordu. Annesi ve babası çocuklarının keyifli halinden dolayı mutluydular. Hep birlikte biraz köpeklerle ilgilendikten sonra anne ve babası sahile doğru 8-10 adım uzaklaştı. Çocuk köpeklerle oynamaya devam ediyordu. İri köpek uzaktan onları seyrediyordu. Onların mutlu halini görünce yavaşça ve biraz da ürkek adımlarla çocuğun arkasına doğru yaklaştı, o da neşeliydi ve kuyruğunu sallamaya başlamıştı. Boyu hemen hemen çocuk kadardı. Çocuğun sağ tarafına doğru geldi, çocuk henüz onu fark etmemişti. O da oynamak, sevilmek istiyordu, belki de çocuğun elinden kraker yemek. Çocuk yan tarafa dönüp aniden köpeği farkedince kuvvetli bir çığlık attı, korkmuştu. Onun bu çığlığı ile köpek de korkmuştu. Anne ve babası birden geri döndüler, korkmuş haldeki çocuklarını ve yanındaki iri köpeği gördüler, çocuklarına doğru bağırarak telaşla koşmaya başladılar. Çocuk ağlamaya başlamıştı. Elindeki krakerler yerlere saçılmıştı. Köpek de korkmuş, ne yapacağını şaşırmıştı. Babası sert bir şekilde “git buradan, defol!” diye bağırdı. Köpek arkasını döndü ve kaçmaya başladı, baba hala arkasından ona sert sözler söylüyordu. Ürkek ürkek kaçarken üzgün ve korkmuş hali ile bir iki kez çocuğa döndü baktı, sanki onu korkuttuğu için özür diler gibiydi. Oturduğum banktan olanı biteni hüzünle seyrettim. Uzaklaştıktan sonra denize yakın bir yerde oturmuştu, yanına doğru gittim. Tek istediği sevgiydi fakat iri cüssesi buna engel olmuştu. Kendini ifade edemiyordu, sevgi dolu olduğunu ve sadece başının sevgiyle okşanmasını istediğini söyleyemiyordu. Denize arkasını dönmüştü. Sanki teselli edemediği için denize küskün gibiydi. Kalbinin kırıldığını hissettim. Müsade ederse ona sarılacaktım, kumlara oturup kendi köpeklerimle yaptığım gibi patilerini bacaklarımın üzerine koyup başını okşayacaktım. Biraz yaklaştıktan sonra “gel oğlum!” diye bağırdım. Kalktı tekrar uzaklaşmaya başladı, tüm kalbi kırık ruhlar gibi giderken bana doğru döndü, kısa bir süre baktı ve hafifçe sahile vuran dalgaların yanından yoluna devam etti. Öncesinde de buna benzer kötü anılarının olduğunu hissettim, çünkü bakışları öylesine ümitsizdi. Yüreği çocuğun yanında kalmıştı, sahildeki kumlara doğru başını öne eğdi, kocaman adımları ile uzaklaştı ve gözden kayboldu. Birinin yüreğini titretecek bir söz söyleyebildin mi hiç hayatta, Ya da suskunluğun ıslattımı birinin gözlerini?.. Yeni tanıştığın bir arkadaşın gelip seninle dertleşebildi mi ağlayarak?.. Suskunluğunda bile bulabildi mi kendinden bir şeyler, gözlerine bakması bile yetti mi ona?.. Küçük bir çocuk onca kalabalık arasından gelip seni buldu mu, fırının yerini sormak için?.. Çağırdığında bir kedi, sesinin samimiyetine güvenip yanına geldi mi hiç?.. Ya da hiç yürekten “gel pisi pisi” diyebildin mi?.. Bir köpek avucundan su içti mi hiç kana kana?.. Bir kuş gelip kondu mu bir gün omuzuna?.. Konuşmak ya da susmak.. Birinin yüreğini titretecek bir söz söyleyebildin mi hiç hayatta, Ya da suskunluğun ıslattı mı birinin gözlerini?.. (Mayıs 2014) Mazlumun türküsü sessizdir, Gözyaşı bile yüreğine akar.. Yüreğinden sızan her bir damla çok kıymetlidir, Melekler tarafından tek tek sayılır.. (Ağustos 2015) Kapadım gözümü, yüreğime giden yolu göremedim.. Gözüm mü fersiz, yüreğim mi benden habersiz bilemedim.. (Nisan 2016) Bir kelebeğin kanadında çırpınır yaşam.. Çiğ damlası gibi kısa ömrüne inat, Gülümseyen çiçek yapraklarında gezinir, Sessizce ve ölümsüzce.. (Mart 2016) Bir işaret bırakacaksın güzel anlarına, Dinledikçe sana o anı hatırlatan bir şarkı mesela.. Ya da, Şarkı dinledikçe hatırlayabileceği güzel anları olmalı insanın.. (Mart 2016) Deniz coşmak için fırtına bekler.. İnsan ise bazen ışığı kalpten gelen bir çift gözü, Bazen de yürekten dudaklara dökülen bir çift sözü.. (Mart 2016) Yaşamın güneşli günlşeri vardır, İçinin coşkuyla dolduğu.. Bir karabulut girer araya bazen tam ruhum karardı derken, Rahmet boşalır gökten.. (Mart 2016) Bazen albümün içinden bir resim düşer.. Ya yer bulamamıştır albümde kendine, Ya da çok bakıldığından yerine konmamıştır.. (Mart 2016) --- ## Bir kırık kalp... URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/bir-kirik-kalp/ Bir kırık kalp… Buralardan bir kırık kalp geçti gitti deyin, Ama.. deyin, çünkü.. deyin, Ne derseniz deyin.. Bir yüreği buruk geçti gitti deyin.. Kendi geçti gitti, Bizim günahımız yoktu deyin.. —- Gitmeyi kendi seçti gitti deyin.. Soranların gözünün içine bakmadan, Bize düşeni yaptık, ancak çok geçti deyin.. Gidişini anlamak güçtü deyin, Duymazdan, görmezden, bilmezden gelin.. —- Yine gözünüzü kaçırarak üzüldük deyin, Oysa onu ne kadar da severdik deyin.. Arındırdığınız ruhlarınızla her fırsatta, Bizler Tanrı’ya inanan insanlarız deyin.. Tanrı’da size inanıyorsa korkmayın, Sıratı da geçtik deyin… Artık ne derseniz deyin… Hoşçakalın… (7.1.2013, saat 23.10) İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## Raynaud belirtisi (fenomeni) URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/raynaud-belirtisi-fenomeni/ Raynaud Belirtisi Prof.Dr. Mehmet Sayarlıoğlu (12.6.2012) Soğukta parmak uçlarım morarıyor!… Değerli okuyucular, Bazı hastalarımız soğuk havalarda ve bazen de stresli olduğu zamanlarda parmak uçlarının mor bir renk aldığından yakınmaktadırlar. Bu yazıda Raynaud fenomeni (belirtisi) adını verdiğimiz bu durumdan bahsetmek istiyorum. Raynaud beliritisi ne demektir? Raynaud belirtisi (RB) el ve/veya ayak parmak uçlarında soğuğa maruz kalındığında bazen de stresle birlikte oluşan mavi-mor renk değişikliğidir. Kan damarlarında daralma sonucu ortaya çıkar. Deriye giden kan damarları normalde soğuk havalarda ısı kaybını azaltmak için daralır. Ancak RB’nde bu süreç uzamaktadır. Bir süre sonra kanlanmanın bozulmasına bağlı olarak damarlarda oksijen seviyesi düşmekte ve deride mavi-mor renk değişikliği olmaktadır. Genellikle mavi-mor renk değişikliğini takiben damarlarda bir genişleme olmakta ve parmak uçları yeniden pembe-kırmızı hale dönmektedir. RB sık görülen bir durum mudur? Toplumda %3-5 gibi bir görülme oranı vardır. RB olması ne ifade eder? Bu belirti bir hastalık mıdır? RB bazen tek başına olabilir ve beraberinde herhangi bir hastalık olmayabilir. Biz buna birincil-primer RB (PRB) adını veririz. Bazen de başka bir hastalığın bir ön belirtisi şeklinde veya hastalığın seyri sırasında ortaya çıkabilir ki, buna ikincil-sekonder RB (SRB) adını veririz. PRB daha çok kimlerde görülür? PRB en sık genç bayanlarda görülür. Genetik bir yönü de vardır, PRB olanların yakınlarında da benzer belirtiler olabilir. PRB’nde tedaviye cevap genellikle iyidir, genellikle önemli bir probleme yol açmaz. SRB daha çok hangi hastalıklar ile birliktedir? SRB sıklıkla sistemik skleroz (skleroderma), SLE, Sjögren sendromu, anti-fosfolipid sendrom, poli-dermatomyozit, romatoid artrit gibi iltihaplı romatizmal hastalıkların seyri sırasında ortaya çıkabilir. Bunun dışında vücut savunma sisteminden kaynaklanan başka sistemlere ait hastalıklara da eşlik edebilir. RB sadece parmaklarda mı ortaya çıkar? Hayır. Bazı hastalarda kulak kepçesi, burun, yüz, diz, meme uçları da etkilenebilir. Nadiren tüm kol ve bacakta da RB görülebilir. RB’nin renk değişikliğinden başka bulguları var mıdır? Parmaklarda renk değişiminin yanı sıra iğnelenme, uyuşma, ağrı olabilir. Eğer damarların daralma dönemi uzun sürerse dokular için tehlikeli olabilir. Kanlanma bozukluğuna bağlı parmak uçlarında yaralar gelişebilir. RB’nin tanısı nasıl konulmaktadır? RB’nin tanısı hastanın tipik yakınmaları (parmaklarda soğuk ve stresle gelişen mavi-mor renk değişikliği, soğukluk, ağrı) ve hastanın muayenesi ile konulur. Şüphelenilen vakalarda değişik görüntüleme yöntemleri vardır. Benzer yakınmalara neden olan diğer sebepler dışlanmalıdır. RB olan bir hasta yaşantısında nelere dikkat etmelidir? Hasta vücudunu soğuktan korumalı ve buna göre kıyafet seçmelidir. Soğuk havalarda mutlaka eldiven ve yün çorap giyilmelidir. Sigaradan uzak durulmalıdır. Sigaradaki nikotin ve benzeri kimyasallar damarların daralmasına neden olarak RB’ni kötüleştirebilirler. Damar daralmasına yol açan ilaçların olumsuz etkisi nedeniyle tedavi seçimleri buna göre yapılmalıdır. Örneğin bazı nezle-grip, migren ilaçları ve psikiyatrinin kullandığı bazı ilaçlar damar daralmasına yol açabilir. Stres azaltılmalıdır. Stresin damar daraltıcı etkisi vardır. RB’nin ilaç tedavisi nasıl planlanmaktadır? RB’nin ilaç tedavisinde belirtinin birincil (primer) veya ikincil (sekonder-başka hastalık ile birlikte) olup olmadığı önemlidir. Tedavi planı altta başka bir hastalığın olup olmadığı değerlendirilerek yapılır. SRB’nde eşlik eden hastalığın tedavisi ön planda yapılır. Bunun yanında damar genişletici diğer tedaviler hastanın durumuna göre değerlendirilir. Ayrıca hastanın varsa kullandığı başka ilaçlar ve bunun RB’ne etkileri değerlendirilerek gerekirse buna göre düzenleme yapılmaktadır. RB olan bir kimse ne yapmalıdır? RB olan bir kimse mutlaka doktor tarafından değerlendirilmelidir (tercihen İç Hastalıkları veya İç Hastalıkları/Romatoloji bölümü). Çünkü burada tanı doğrulandıktan sonra RB’ne başka bir hastalığın eşlik edip etmediği araştırılmaktadır. Başlangıçta eşlik eden bir hastalık saptanmasa bile, bu hastalıkların daha sonradan da ortaya çıkma ihtimali olduğundan hastalar belirli aralıklar ile çağrılıp ikincil bir hastalık varlığı tekrar gözden geçirilmektedir. Sağlıklı günler dilerim. İlgili olabilecek diğer yazılar: SLE (Sistemik Lupus Eritematoz) Takayasu hastalığı: “Nabızsızlık” hastalığı --- ## Olsun da... URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/olsun-da/ (makamseverlere) Olsun da, bir makam olsun farketmez Zira bu ihtiras bu bedeni terketmez 10.1.2012 (11.45) İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## Dostum dediğim insanlar… URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/dostum-dedigim-insanlar-27-11-2011-saat-18-15/ Dostum dediğim insanlar… 27.11.2011 (Saat: 18.15) Dostum dediğim insanlar Çıkın saklandığınız yerden Mezar taşları kadar sessizsiniz Bir o kadar hissiz Kalleşçe yapılan kavganın Ortasındaki bir insan çaresiz. Ey dostum dediğim insanlar, İnancınıza karşılık şeref bahşettikleriniz Zorbalık yapsa bile, Görmezden gelmek midir sizin temel öğretiniz. —- Hoşçakalın dostum dediğim insanlar, Yüreğime kazınmış ihanet Hoşçakal… İnançlar üzerine taht kuranlar Ve bu tahtta oturanlara köle olanlar.. Kendini taçlandıran ellere tükürenler, Ve rahmet diye o tükürüğü yüzlerine gözlerine sürenler Hoşçakalın… Yüreği ihtirasla dolup taşarken Erdemli olduğunu sananlar, Siz de hoşçakalın… Ve merhaba, hiç pörsümeyen umut.. Merhaba… M. Sayarlıoğlu İlgili olabilecek diğer yazılar: Buna değdi mi? --- ## Ankilozan Spondilit ve anti-TNF Tedaviler URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/ankilozan-spondilit-ve-anti-tnf-tedaviler/ ANKİLOZAN SPONDİLİT ve ANTİ-TNF TEDAVİLER (26.12.2011) Hazırlayan: Prof.Dr. Mehmet Sayarlıoğlu Değerli okuyucular bu yazıda sizlere Ankilozan spondilit ve tedavisinde yaygın olarak kullanılan anti-TNF ilaçlardan bahsedeceğim. Faydalı olması dileğiyle… Ankilozan spondilit ne demektir? Ankiloz ; oynar bir eklemin hareket yeteneğinin kaybolması, eklemin kaynaşması, spondilit ise; omurganın iltihabı olarak tanımlanabilir. Ankilozan spondilit (AS); omurganın iltihabi hastalığı sonucu omurga hareketlerinin azalmasını ya da yok olmasını ifade eder. Hastalık en sık omurganın son kısmı ile leğen kemiği arasındaki eklem (sakroiliyak eklem) ile omurları etkiler. Ancak hastalık temelde omurgayı etkilemekle birlikte omurga dışı eklemleri de (kalça, diz, ayak bileği, omuz gibi) etkileyebilir. Ankilozan spondilitin en yaygın belirtileri nelerdir? AS’in en yaygın belirtisi bel ve kalça ağrısıdır. Hastalığın etkilediği bölgelerdeki iltihabi durum ağrıya ve eklem katılığına yol açar. Ağrı istirahat sonrasında daha belirgindir. Örneğin hasta sabah uyandığında belinde ve kalçasında şiddetli ağrı vardır ve bu ağrı hareketle azalır. Bu ağrının süresi hastalığın şiddetine göre değişkenlik gösterir. Hasta bazen gecenin ikinci yarısından sonra şiddetli ağrı ile uyanabilir. Omurların devam eden iltihabi durumu uzadıkça omurlar birbirine kaynamaya başlar ve omurganın hareketleri önce azalır, sonra tamamen kaybolur. Omurga ağrısı: AS’in genellikle en erken ve en yaygın belirtisidir. En çok bel ve/veya kalça ağrısı şeklindedir. Genel özellikleri şunlardır; -Genç-erişkin dönemde daha yaygın görülür (20-30 yaş). -Genellikle sinsi bir başlangıç gösterir. Ağrı önce hafif hafif kendini hissettirir, zaman içerisinde (haftalar-aylar) giderek daha şiddetli bir hal alır. -Ağrının 3 aydan daha fazla devam etmesi önemlidir. -İstirahat sonrasında ağrı artar. Örneğin, sabah uyandıktan sonra veya sinemada bir film seyrettikten sonra ağrı belirginleşir. -Sabah tutukluğu genellikle 30 dakikadan fazla sürer. -Ağrı hareketle azalır. -Gecenin (uykunun) ikinci yarısından sonra ortaya çıkan ağrı nedeniyle hasta uyanabilir. -Sağ ve sol tarafta yer değiştiren kalça ağrısına neden olabilir. Omurga hareketlerinin kısıtlanması: Omurga hareketlerinde azalma gelişebilir (öne, arkaya ve yanlara eğilmede, ilerleyen dönemlerde boyun hareketlerinde kısıtlanma). Örneğin, bel hareketlerinin kısıtlanması nedeniyle ayakkabı-çorap giyinmek çok zor bir hal alabilir. Kalça ağrısı: Kalça ağrısı AS’de yaygındır. Ağrı kalça ekleminde, kalça veya baldırlarda ya da yürürken zorlanma şeklinde ortaya çıkabilir. Omuz ağrısı: Tendon veya eklemdeki iltihabi durum omuz ağrısına neden olabilir. Etkilenen omuzun hareketleri kıstlanabilir. Diğer eklemler: Tek bir eklem veya birkaç eklem etkilenebilir. Kalça, diz, ayak bileği eklemleri omurga dışında en çok etkilenen eklemlerdir. Eklemlerde ağrı, şişlik, ısı artışı, istirahat sonrası belirgin tutukluk gelişebilir. Tendonların kemiklere yapışma yerinde iltihap: Tendon veya bağların kemiklere yapışma yerlerinde iltihaplanma olabilir. Omurlara ek olarak el bileği, topuk ve kaburga gibi tendon ve bağların yaygın olduğu bölgelerde iltihaplanmalar gelişebilir. Kaburgalar etkilendiğinde özellikle derin nefes alma, öksürük ve hapşırma sırasında göğüs ağrısı olabilir. Yapısal belirtiler: Hastalığın özellikle aktif seyrettiği dönemlerde hastalarda halsizlik, yorgunluk, kendini iyi hissetmeme gibi yakınmalar olabilir. Geceleri bel veya eklem ağrılarından dolayı uyku bozukluğu da halsizlik yakınmasına katkıda bulunabilir. Bazı hastalarda hafif bir ateş ve kilo kaybı gelişebilir. Ankilozan spondilit eklemler dışında başka vücut bölgelerini de etkiler mi? AS sistemik bir hastalıktır. Eklemlerden başka diğer sistemleri de etkileyebilir. AS eklemler dışında en sık gözü, daha nadir olarak kalbi, akciğerleri, böbrekleri, barsakları ve sinir sistemini etkileyebilir. Göz: Gözün bir bölümünde iltihaplanmalara yol açabilir. Gözde ağrı, kızarma, görmede bulanıklaşma, ışığa duyarlılık en yaygın bulgulardır. Ayrıca tedavi edilmelidir. Tekrarlayan iltihabi durumlarda görme yeteneğini olumsuz etkiler. Kalp: Kalp tutulumu nadiridir. En sık rastlanılan bulgu aort kapağının etkilenmesidir. Bazen kalbin ileti sistemi de etkilenebilir. Akciğer: AS hastalarının bir kısmının kaburga ve omur eklemlerinin etkilenmesi nedeniyle nefes alma sırasında akciğerleri yeterince genişleyemez. Bazen akciğerin kendisi etkilenebilir. Böbrekler: AS’in ileri dönemlerinde suda çözünmeyen bazı proteinsi materyaller böbrekte birikerek (amiloidoz) böbrek fonksiyonlarının bozulmasına yol açabilirler. Barsak: Barsakta nadiren ülserler gelişebilir. Çoğu zaman bu ülserler belirti vermezler. Sinir sistemi: Omurga, omurilik ve omurilikten çıkan sinirleri çevreler ve korur. AS’li hastalar omurganın etkilenmesi nedeniyle bu açıdan risk altındadırlar. Hareketsizlik yüzünden omurlar zayıflamıştır, kırılma riski artmıştır. Bu durum ise omurilik ve sinirler için risk oluşturmaktadır. Bazı hastalarda kollarda bacaklarda uyuşma, duyu kaybı, mesane ve barsak kontrolünün zorlaşması, erkeklerde cinsel iktidarsızlık şeklinde bulgu verebilir. Ankilozan spondilit kimlerde daha çok görülür? Hastalık günlük yaşamı etkiler mi? Erkeklerde kadınlara göre 3 kat daha fazla görülür. 20-30 yaş arası genç-yetişkinleri daha çok etkiler ve tanı daha çok bu yaşlarda konulur. Hastalık gelişiminde ailevi yatkınlık önemlidir. Birinci derece akrabalarda (anne-baba, kardeş ve çocuklar) AS varsa hastalığa yakalanma riski artar. Ayrıca HLA-B27 geni pozitif olan bireylerde AS gelişme riski fazladır. AS soyunma-giyinme, oturup kalkma, ayakta durma, merdiven çıkma, yük taşıma, egzersiz-spor yapma gibi gündelik işleri etkileyebilen bir hastalıktır. Dolayısıyla kişinin hem ev hem de iş yaşantısı etkilenir. Ancak günümüzdeki tedavi yöntemleri ile bu durum en aza indirilebilmektedir. Ankilozan spondilit tanısı nasıl konulmaktadır? AS tanısı; hastanın yakınmaları, doktorun muayene bulguları, görüntüleme yöntemleri (röntgen, MR v.b.) ve laboratuar bulgularının bir arada değerlendirilmesi ile konulmaktadır. Ankilozan spondilit nasıl tedavi edilir? Tedavinin hedefleri nelerdir? AS tedavisi; hastalığın şiddeti, etkilenme bölgeleri, her hastanın kendine özgü koşulları, tedavinin risk ve fayda oranı dikkate alınarak her bir hastaya göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Tedavinin temel amaçları; 1- Hastanın ağrı, tutukluk ve yapısal belirtilerini azaltmak 2- Hastanın fonksiyonel kapasitesini iyileştirmek 3- Omurga etkilenmesi ile oluşabilecek istenmeyen sonuçları önlemek 4- Omurga ve eklem dışı gelişebilecek belirtileri en aza indirmektir. Genel önlemler: AS hastaları ciddi omurga yaralanmaları için risk altındadır. Bu nedenle hastaların düşmelerini, yaralanmalarını engelleyecek basit önlemler alınmalıdır. Alkol alımı sınırlandırılmalıdır, uyku verici ilaçlar dikkatli kullanılmalıdır. Ayrıca hastalar düşmeye, çarpmaya neden olan, ağırlık taşıma gerektiren spor dallarından da uzak durmalıdırlar. Banyo veya tuvalette tutunma yerlerinin olması, aydınlatmanın iyi olması, yerde kaymayı engelleyecek havlu veya keçe bulunması düşme riskini azaltacaktır. Araçlarda mutlaka emniyet kemeri ve uygun başlık kullanılmalıdır. Ayrıca hastalık akciğerleri de etkileyebileceğinden hasta sigara kullanmamalıdır. Fizik tedavi ve egzersiz: Hastanın vücut postürünü, omurganın hareketliliğini ve akciğer kapasitesini korumak konusunda gereklidir. Egzersiz her AS’li hasta için tedavi programının önemli bir parçası olmalıdır. Uygun fizik tedavi, spor ve egzersiz programının seçimi için ilgili doktordan yardım alınmalıdır. İlaç tedavileri: AS’te ilaç tedavisi iltihabi durumu azaltmak, hastanın yaşam kalitesini artırmak ve hastalığın ilerlemesini önlemek amacı ile uygulanır. Steroid olmayan iltihap giderici (SOİG) ilaçlar: Ağrının kontrolü ve sabah tutukluğunun azalması için yaygın olarak kullanılan ilaçlardır. Hem hastalığın başlangıcında hem de seyri sırasında sıklıkla tercih edilen ilaçlardır. Sulfasalazin: Hastalığın ilerleyişini ya da şiddetini azalttığına dair çalışmalar vardır. SOİG grubu ilaçlar ile de kullanılabilinir. Omurga dışı eklemlerin etkilendiği hastalık da daha etkilidir. Eğer AS sadece omurgayı etkilemişse hastalığın gidişine olumlu etkisi sınırlıdır. Anti-Tümör Nekroz Faktör tedavileri (TNF blokerleri veya anti-TNF tedavi): AS tedavisinde önemli bir yeri vardır ve oldukça etkili ilaçlardır. Yaklaşık 8 yılı aşkın bir süredir ülkemizde de bu ilaçlar kullanılmaktadır. Hastaların yaşam kalitelerinde bu ilaçlardan sonra belirgin bir iyileşme olmuştur. Anti-TNF ilaçlar arasında; infliximab, etanercept, adalimumab, certolizumab pegol ve golimumab vardır. Steroidler (kortizon): Bazı hastalarda diğer tedavilere cevap vermeyen eklem iltihaplarında kortizon enjeksiyonu (iğne ile ilaç verme) faydalı olabilir. Ağız yolu ile uzun süreli kortizon kullanımına AS’li hastalarda genellikle çok sık ihtiyaç olmaz. Ankilozan spondilit tedavisinde cerrahinin yeri var mıdır? Uygun hastalarda kalça ve omurga cerrahisi faydalı olabilir. Şiddetli ve inatçı kalça ağrısı olan, kalça hareketlerinin ileri derecede kısıtlandığı hastalarda kalça protezi uygulanabilmektedir. Nadiren omurların ileri derecede birleştiği ve hareketini yitirdiği hastalarda omuriliğin hasarını önlemek amacıyla omurga cerrahisi gerekebilir. Karşı yönü göremeyecek kadar şiddetli omurga deformitesi olan hastalarda rahatlatıcı cerrahi girişimler yapılabilmektedir. Ankilozan spondilitin zararlı sonuçlarını önlemek için başka neler yapılmalıdır? Sigara içilmemelidir. Hastalığın kendisi göğüs hareketlerini kısıtlayabileceği ve akciğerin havalanmasını azaltabileceği için bu duruma kötü katkıda bulunabilecek sigaradan uzak durulmalıdır. Doğru vücut postürünün korunması için egzersiz programları uygulanmalıdır. Osteoporoz (kemik yoğunluğu azalması) riskini azaltmak için yeterli kalsiyum ve D vitamini alımı sağlanmalıdır. Özellikle süt ürünlerinin (süt, peynir, yoğurt gibi) tüketimine önem verilmelidir. AS kronik (süregen) bir hastalıktır. Hastalığın seyrini takip etmek ve olası riskleri kontrol altında tutmak için düzenli takipler gereklidir. Hasta doktoruna danışmadan tedavisini sonlandırmamalıdır. Hastalık için özel bir diyet var mıdır? Hastalığa özel bir diyet önerisi yoktur. Hastaların dengeli beslenmeleri ve ideal kilolarını korumaları önemlidir. Vücut direncini olumsuz etkileyecek zararlı alışkanlıklardan uzak durmaları faydalıdır. Bazen kullanılan ilaçlara göre doktorunuzun bir diyet önerisi olabilir. ANTİ-TNF TEDAVİLER Ankilozan spondilitte anti-TNF tedaviye ne zaman başlanmaktadır? Anti-TNF tedavi, AS tedavisinde kullanılan SOİG ve/veya Sulfasalazin gibi ilaçlar ile istenilen etki elde edilemediğinde ya da hastanın bu ilaçları kullanamadığı durumlarda önemli bir tedavi seçeneğidir. Hem omurgadan kaynaklanan bel ağrısı üzerinde hem de diz, ayak bileği gibi eklemlerin iltihabi durumlarında etkilidir. Anti-TNF tedavi her hasta için uygun mudur? Anti-TNF tedavi ilaçtan beklenilen fayda ve risk oranı değerlendirilerek planlanmalıdır. İlaç başlanmadan önce hastalar enfeksiyon varlığı, bazı sinir sistemi hastalıklar [... içerik kısaltıldı; tamamı için: https://www.mehmetsayarlioglu.com/ankilozan-spondilit-ve-anti-tnf-tedaviler/] --- ## Takayasu hastalığı: "Nabızsızlık" hastalığı URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/takayasu-hastaligi-nabizsizlik-hastaligi/ TAKAYASU ARTERİTİ: Nabızsızlık hastalığı (11.11.2011) Prof.Dr. Mehmet Sayarlıoğlu (Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Romatoloji Bilim Dalı) Değerli okuyucular, Bu yazıda sizlere toplumumuzda nadir görülen ve bu nedenle de maalesef tanısı geciken, daha çok 40 yaş ve altı bayanları etkileyen, diğer adı ile “Nabızsızlık hastalığı” da denilen TAKAYASU ARTERİTİ’nden bahsedeceğim. Faydalı olması dileğiyle… Takayasu arteriti (TA) ne demektir? TA kronik (süregen) bir hastalıktır. Kalpten çıkan ve tüm vücuda kanı taşıyan en büyük atardamar olan aorta ve onun ana dallarında damar duvarında iltihaplanma görülür. Arterit; atardamar duvarının iltihaplanmasını tanımlayan bir kelimedir. Takayasu arteritinin sebebi nedir? Sebebi tam olarak bilinmemektedir. Hastalık genetik ve çevresel bazı etkilerin varlığında bağışıklık sisteminin anormal çalışması sonucunda ortaya çıkmaktadır. Takayasu arteriti sık görülen bir hastalık mıdır? Daha çok kimlerde görülür? Hastaların %80-90’ı kadındır. Erkeklerde oldukça nadirdir. Genellikle görülme yaşı 10-40 yaş arasıdır. Dünyada her bölgede görülebilir, ancak Asya toplumlarında daha sıktır. Japonya’da her yıl 150 yeni hasta görülmektedir. Bizimde takipli hastamız yaklaşık 20 civarındadır (3 erkek, 17 bayan). Takayasu arteritinin belirtileri nelerdir? Hastalığın başlangıç döneminde halsizlik, isteksizlik, yorgunluk, kilo kaybı, hafif ateş gibi bulgular yaygındır. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde kalpten çıkan ana atardamar olan aorta ve ana dallarının duvarında iltihaplanmalar sonucu damarlarda daralma, tıkanma, delinme gelişebilir. Buna bağlı olarak örneğin kola veya bacağa giden büyük atardamarlarda iltihaplanma gelişmiş ise o kolda nabız zayıf alınır veya hiç alınamayabilir. O bölgeye giden kan akımı azalacağından beslenme azlığına bağlı soğukluk, güçsüzlük, hareketle gelen ağrı olabilir. Tansiyon ölçümleri sırasında bir veya her iki kolda tansiyon hiç alınamayabilir veya diğer kola göre düşük olarak alınabilir. Hasta bazen bir veya her iki kolunda nabzının alınmadığını ya da zayıf alındığını kendisi de fark edebilir. Bazen beyine giden damarlar etkilenir. Yine kanlanmadaki azlığa bağlı olarak hastada başağrısı, baş dönmesi, nöbetler, bayılma ve ilerleyen dönemlerde görme değişiklikleri şeklinde belirti verebilir. Boyundaki atardamarlar etkilenirse hastalığın aktif dönemlerinde etkilenen bölgede belirgin hassasiyet (ağrı) saptanabilir. Böbreklere giden atardamarlar etkilenebilir ve bu durum hastada erken dönemde tansiyon yüksekliği şeklinde ortaya çıkabilir. İlerleyen dönemde ise böbrek (ler) zarar görebilir. Kalpten akciğere kirli kanı gönderen büyük atardamar etkilenebilir. Göğüs ağrısı, nefes darlığı, kan tükürme şeklinde kendini gösterebilir. Genellikle damarlardaki daralma ve tıkanmaların zararlı etkisi yeni gelişen damarlanmalar ile önlenir, fakat bazen ileri derecede etkilenmelerde kol ve bacaklarda beslenme azlığına bağlı yaralar gelişebilir. Hastaların hemen hemen yarısında eklem-kas ağrıları olabilir. Genellikle geçicidir.Tipik eklem iltihabı nadirdir. Nadiren bacaklarda ağrılı-kızarık şişlikler, iltihaplı yaralar gelişebilir. Barsaklara giden damarlar etkilendiğinde ishal, mide-barsak sisteminden kanama şeklinde belirti verebilir. Kalp damarlarını etkileyerek kalbin beslenmesini bozabilir. Erken dönemde göğüs ağrısı şeklinde bulgu verebilir.Nadiren kalp krizine neden olabilir. Takayasu arteriti tanısı nasıl konulmaktadır? TA’nde tanı hastanın yakınmaları, doktorun muayene bulguları, damarlardaki daralmaların görüntüleme yöntemleriyle gösterilmesi ve laboratuar desteğiyle konulmaktadır. Erken dönemde Takayasu arteriti için hasta hangi belirtiler varsa doktora başvurmalıdır? Özellikle 40 yaş ve altı bayanlar belirtiler konusunda daha dikkatli olmalıdır. Sebebini izah edemediği halsizlik, yorgunluk, kilo kaybı, ateş gibi devam eden yakınmaları varsa, kol ve bacaklarda hareketle ortaya çıkan ağrı yakınması varsa, tansiyon-nabız ölçümleri sırasında bir veya her iki kolunda tansiyon veya nabız alınamıyor veya hafif hissediliyorsa, her iki kol arasında tansiyon basıncında 10mmHg’dan fazla basınç farkı varsa, boynunda atardamarların geçtiği bölgede ağrı hissediyorsa, yeni ortaya çıkan tansiyon yüksekliği varsa dikkatli olunmalıdır. Yukarıda anlatılan ve diğer nadir belirtiler ile de hastalığın ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır. Hastalığın tedavisi var mıdır? Hastalığın bugün için kısa sürede ‘tam şifa’ anlamında bir tedavisi yoktur. Fakat tedavi ile hastalık kontrol altında tutulabilmektedir. Özellikle erken tanı konulan hastalarda tedavinin başarısı oldukça yüz güldürücüdür. Hastalığın standart bir tedavisi yoktur. Çünkü hastalık her bireyde farklı seyreder. Hastalık şiddeti, organ tutulumunun derecesi-yaygınlığı gibi faktörler tedavi seçimini etkiler. Kullanılan ilaçlar mutlaka düzenli doktor kontrolünde kullanılmalıdır. Tedavide kullanılan yeni seçenekler de TA için umut verici olmuştur. İlgili olabilecek diğer yazılar: SLE (Sistemik Lupus Eritematoz) --- ## Bir türkü söyle.. URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/bir-turku-soyle-2/ Bir türkü söyle.. Bazen bir türkü söylediğini sanırsın Sen türküyü değil, türkü seni söyler Ezgisi, nağmesi eskidir, önceden tanırsın Sen türküyü değil, türkü seni dinler Dinledikçe türküyü sıkışır yüreğin Sıkıştıkça yüreğin tekrar dinlersin Sitemler edersin sillesine feleğin Bazen ağlar, bazen güler geçersin Bir türkü söyle gönülden, aksın gönüllere Bir türkü dinle, yıkasın yüreğini Bir türkü söyle, aşkı anlatsın bilmeyenlere Sen türkünü söyle, türkü de seni söylesin 19 Nisan 2011, 23.20 İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## Buna değdi mi? URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/buna-degdi-mi/ Buna değdi mi? Bir gün çocukların büyüdüğünde sana sorarlarsa “Baba, bu makam için ne yaptın?” diye, “Beni dostu olarak gören birisi vardı, Onu rezilce bir tezgahla sattım” dersin. “Peki baba, buna değdi mi?” diye sorarlarsa, Umarım verecek bir cevap bulursun. O gün sana yeni bir sayfa hediye edilmişti Kader defterinden Kalemini kır ama gönül yıkma denilmişti Bir gün bir ses duyacaksın ta derinden “Şimdi yazdıklarını oku !..” Sana hesap sorucu olarak O gün dirilecek vicdanın yeter Lütfen daha fazla küçülme, daha fazla küçülme ki, Yüreğimin eksik yanları kanamasın Daha fazla küçülme ki, Güzel hatıralarım beni yaralamasın Ne dostum ol, ne de dostum görün ki, İnsanlar beni de vefasız sanmasın M. Sayarlıoğlu 26.2.2011, 20.00 İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## Özgürlük URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/ozgurluk/ Özgürlük Mürekkebin varken kalemin dizelere takılıyorsa Hislerinle savaşmaya başlamışsın demektir Beynin kalbinin çalışmasına yetişemiyorsa Yosunlu sular gibi kokuşmaya başlamışsın demektir Gelen ilhamına bile pranga vurulmuşsa Gönlünün dışa açılan penceresi kapanmış demektir Duyguların bile şiirine yansıyamıyorsa Özgürlük hikayenin bittiği anı yaşıyorsun demektir M.Sayarlıoğlu, 14.8.2001 (22.30) İlgili olabilecek diğer yazılar: Sana özlem --- ## Sana dair URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/sana-dair/ Sana dair Uyandığımda sen yoksun yanımda Bembeyaz teninin kokusu yok Tüm varlığınla hissetsem de seni kanımda Öpüşün yok, sarılışın yok, gülüşün yok İsimsiz bir sevdayla çıktık yola Uzaktan sevecektik birbirimizi Gezmek vardı diyarlarda kol kola Bölüşmek vardı yan yana sevgimizi Eğer kadere gurbet yazılmışsa Kuru bir yapraksak bu rüzgarının önünde Ve bir sevda kalbe kazınmışsa Savrulup durmak mutluluktur gökyüzünde 3.8.2001 (Saat: 15.15) İlgili olabilecek diğer yazılar: Sana özlem Çiğ Köfte Üstadına Dair Sana sitem --- ## Çiğ Köfte Üstadına Dair URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/cig-kofte-ustadina-dair/ Bu sabah seni andım O minik dört duvar arasında Ey çiğ köfte üstadı Kulakların çınlasın Terini katarak yoğurduğun Biberini katarak öldürdüğün Ayranı içerek söndürdüğün O köftelik bulgur tanelerini hatırladım Boğazında kalan kaktüs misali Su borusunda bağıran yavru kedi misali Çıkımda çakılmış bebek misali Pamuk torbasından çekilen dikenli gül dalı misali O dört duvar arasında yaşanılan kaos Boncuk boncuk terlemenin Ne yapacağını bilememenin Acılar içinde inlemenin Keşke yemeseydim diyememenin İçine saldığı hezeyan Ve Valsalva ile gelişen Angina makatis! Ardından büyük kurtuluş Kucağına bebeği verilen anne misali Su borusundan kurtulan yavru kedi misali Bir mazohistin yediği dayak misali Girdiği ve çıktığı yeri yakan Moğollar misali Bu sabah seni andım O minik dört duvar arasında Ey Çiğ köfte üstadı Kulakların çınlasın. M.Sayarlıoğlu, 2001 İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## SLE (Sistemik Lupus Eritematoz) URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/sle-sistemik-lupus-eritematoz/ Değerli ziyaretçiler, Bu bölümde sizlere sistemik lupus eritematoz (SLE) hastalığı hakkında bilgi vereceğim. Hastalığın daha iyi anlaşılması için yazımı soru-cevap şeklinde hazırladım. Hastalığın belirtilerinin çok zengin olması nedeniyle bu yazıda daha çok sık görülen bulgulardan bahsedilecektir. Faydalı olması dileğiyle… Soru: SLE ne demektir? Nasıl bir hastalıktır? Cevap: Latincede “Lupus”, “kurt” demektir. Hastanın yüzündeki deri bulgularının görüntüsünden dolayı bu isim verilmiştir. Hastalığın nedeni bugün için tam olarak bilinmemektedir. Bağışıklık sistemindeki (vücut savunma sistemi) bir bozukluktan dolayı hastalık ortaya çıkmaktadır. Bu bozukluğun nedenleri arasında genetik ve çevresel etkenler vardır. Yani genetik olarak yatkınlığı olan kişilerde çevresel bir faktörün (güneş ışığı, virüsler, kimyasallar, gıdalar, ilaçlar v.b.) etkisiyle ortaya çıkan bağışıklık sisteminin normal çalışmamasından kaynaklanan bir hastalıktır. Soru: SLE vücutta hangi bölgeleri etkiler? Cevap: SLE kadar vücutta yaygın etkilenme yapabilen hastalık çok azdır. Hemen hemen tüm vücut sistemlerini etkiler. Bunlar arasında deri, böbrek, eklemler, akciğer, kalp, karaciğer, sinir sitemi gibi bir çok doku ve organ vardır. Soru: SLE sık görülen bir hastalık mıdır? Cevap: Çok sık görülen bir hastalık değildir. Yapılan araştırmalarda 100.000 kişide 40 hasta gibi bir görülme sıklığı vardır. Ülkemiz için bu konuda veri yoktur, ancak bu sıklıkta görüldüğü tahmin edilmektedir. Soru: SLE hangi yaşlarda ortaya çıkar? Hangi cinsiyeti daha çok etkiler? Cevap: SLE daha çok 15-45 yaşlarında ortaya çıkar. Daha erken ve daha geç yaşlarda da nadiren görülebilir. Hastalık kadınlarda erkeklere göre 9 kat daha fazla görülmektedir. En çok doğurganlık çağındaki kadınları etkiler. Soru: SLE’nin belirtileri nelerdir? Cevap: Hastalığın başlangıcında ve aktif olduğu dönemlerde halsizlik, yorgunluk, kırgınlık, iştahsızlık, kilo kaybı gibi belirli bir hastalığa özgü olmayan ve bir çok sistemik hastalığın seyri sırasında görülebilen belirtiler olabilir. Aşağıda bahsedilen SLE’ye ait bulgular hastalığın başlangıcında veya sonradan da ortaya çıkabilir. Bu bulgular; Eklemlerde iltihaplanma: Eklemlerde ağrı ve/veya şişlik şeklinde ortaya çıkar. Hastaların önemli bir kısmında başlangıç bulgusudur. El eklemleri sık etkilenir. Çoğunlukla kalıcı bir hasar bırakmaz. Deri ve mukoza belirtileri: SLE hastalarının %50-60’ında güneşe karşı hassasiyet vardır. Burun kökünü de tutan ve yanaklara doğru yayılan kelebek şeklindeki kızarıklık SLE’nin tipik deri bulgularındandır. Deri belirtileri sadece yüzde olmaz, vücudun diğer yerlerinde de görülebilir. Bazıları iyileştiği zaman iz bırakarak iyileşir. Ayrıca SLE’nin seyri sırasında gelişen damar iltihaplanmaları sonucunda deri döküntüleri, yaralar gelişebilir. Hastalığın aktif dönemlerinde saç dökülmesi olabilir. Ağız içinde, özellikle sert (üst) damakta yaralar gelişebilir. Bazen parmak uçlarında soğuk ve stresle artabilen beyazlama-morarma görülebilir (Raynaud fenomeni). Böbrek tutulumu: Hastaların yaklaşık yarısında böbrekler etkilenebilir. Bazen bu nedenle gelişen aşırı protein kaybına bağlı olarak bacaklarda belirgin olmak üzere ödem gelişebilir. Erken dönemde tanınması ve tedavi edilmesi önemlidir. Aksi takdirde böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilir ve bu hastalarda diyaliz ihtiyacı ortaya çıkabilir. Akciğer ve kalp tutulumu: Kalp ve akciğeri çevreleyen zarda iltihaplanma oluşabilir. Nefes almakla, öksürmekle artan yan ağrısı şeklinde belirti verebilir. Kalbin tüm katmanlarında iltihaplanmalar oluşabilir. Kalp kapakları etkilenebilir. Sinir sistemi tutulumu: SLE’de hem merkezi, hem de periferik sinir sistemi etkilenebilir. Merkezi sinir sisteminin etkilenmesi başağrısı, nöbetler halinde kasılmalar, bazende psikoz şeklinde karşımıza çıkabilir. Uzun süreli kullanılan kortizon da psikoza neden olabilir. Bazen beyin damarlarında kanamalar, pıhtıya bağlı tıkanmalar, buna bağlı vücudun bir yanında güçsüzlük ortaya çıkabilir. Periferik sinir sistemi etkilenmesi ise ayakta, elde uyuşma, düşüklük şeklinde olabilir. Damar bulguları: Hastaların yaklaşık %10’unda damarda pıhtılaşmaya bağlı tıkanıklıklar gelişir. Bunun dışında vaskülit (damar duvarında iltihaplanma) olarak adlandırılan bir durum aktif seyreden SLE’ye eşlik edebilir, bir çok organ bu nedenle etkilenebilir. Vaskülit nedeniyle etkilenen organların fonksiyonları bozulabilir. Bazı hastalarda boyun, koltuk altı ve kasıktaki lenf bezlerinde büyüme olabilir. Kemik iliği: SLE bazen kemik iliğini etkileyerek bazı kan hücrelerinde azalmaya yol açabilir. Ayrıca bazı kan hücrelerinde yıkıma yol açabilir. Soru: SLE’nin tedavisi varmıdır? Cevap: Evet. Ancak kısa sürede hastalığı tamamen yok edecek bir tedavisi yoktur. Bugün için hastalık tedavi ile kontrol altına alınabilmektedir. Soru: SLE her hastada aynı şekilde mi seyreder? Cevap: Hayır. SLE’nin şiddeti, tutulan organların durumu her hastada farklıdır. Örneğin bazı hastalarda sadece deri tutulumu ön plandadır, bazı hastalarda da böbrek, merkezi sinir sistemi tutulumu gibi ağır bir tablo ortaya çıkabilir. Soru: Hastalığın tanısı nasıl konulmaktadır. Cevap: SLE tanısı mutlaka bu hastalık konusunda tecrübeli bir doktor tarafından konulmalıdır. Tanı; Hastalığın belirtileri ve kan tetkiklerinden elde edilen bazı bulguların analizi ve sentezi ile konur. Tanı koymadaki temel noktalar; hastalığın belirtileri (eklem bulguları, deri-mukoza bulguları, güneşe karşı hassasiyet, merkezi sinir sistemi etkilenmesine ait bulgular, kalp-akciğer zarında iltihaplanma), kan tetkikindeki bulgular (bazı kan hücrelerinin sayısının azalması, yıkımının artması), idrar bulguları (idrarda protein atılması, bazı kan hücrelerinin idrarda görülmesi), Kanda bazı antikorların (ANA, anti-dsDNA, kardiyolipin antikorları) varlığıdır. Soru: Hastalık nasıl tedavi edilmelidir. Cevap: SLE tedavisi mutlaka hastalık ve tedavisi hakkında uzman bir hekim tarafından yapılmalıdır. SLE’nin tedavisi planlanırken hastalığın şiddeti, etkilediği organlar, hastalığa eşlik eden başka bulgular göz önüne alınır. Her hastanın tedavisi kendisine özgüdür. Zaman içerisinde hastalığın seyrine göre değişkenlik gösterir. Örneğin eklem ve deri tutulumu ön planda olan bir SLE hastasının tedavisi, böbrek ya da merkezi sinir sistemi tutulumu olan başka bir hastadan farklıdır. Soru: Hastalığın seyri nasıldır? Cevap: SLE yatışma ve alevlenme dönemleriyle seyreder. Bugün için hastalık kontrol altında tutulabilmektedir. Hayati organ tutulumu olan hastalar için tedavide oldukça etkili ilaçlar vardır. SLE’nin seyrindeki en önemli belirleyici faktörlerden biri hastanın doktor takibine ve tedavisine olan uyumudur. Düzenli takibi yapılamayan, tedavisine uymayan hastalarda istenmeyen sonuçlar görülebilmektedir. Soru: SLE hastaları gebe kalabilir mi? Cevap: Takibini yapan ilgili uzman doktorun kontrolünde ve izni ile gebe kalabilirler. Hastalığın aktivitesi ve kullandığı ilaçlar değerlendirilerek doktoru tarafından önerilen uygun bir zamanda gebelik planlanmalıdır. Kullanılan ilaçların çoğunun gebelik için sakıncalı olabileceği, plansız gebeliğin anne hayatını riske atabileceği düşünülerek SLE için uygun olabilecek doğum kontrolü uygulanmalıdır. Herkese daha sağlıklı ve mutlu günler dilerim. Prof.Dr. Mehmet Sayarlıoğlu Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İç Hastalıkları-Romatoloji Bilim Dalı İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## Ailevi Akdeniz ateşi (FMF) URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/ailevi-akdeniz-atesi-fmf/ Önemli not: Bu sayfa da yer alan bilgi, yorum ve görüntüler bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedaviye yönlendirme amacını taşımaz. Her hasta bireysel özellikler taşır, hastalıkların tanı ve tedavisi mutlaka ilgili hastalığın uzmanı tarafından yapılmalıdır. Sunum içeriklerinin herhangi bir amaçla kullanımından doğacak tüm sorumluluk site ziyaretçilerine aittir. ©Her hakkı saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz. Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz. Ailevi Akdeniz ateşi (FMF) Hazırlayan: Prof.Dr. Mehmet Sayarlıoğlu Soru: Ailevi Akdeniz ateşi (AAA) (İngilizce kısaltması: FMF) nasıl bir hastalıktır? Cevap: AAA ataklar şeklinde seyreden bir hastalıktır. Yani hastanın belli bir süre şikayetleri olur ve daha sonra bu şikayetleri kendiliğinden geriler. Tekrarlayan ataklar en çok ateşle birlikte olan karın ağrısı, göğüs ağrısı ve eklem ağrıları şeklindedir. Daha da az olarak testis ağrısı, baldır ağrısı, ayak veya bacak derisi üzerinde kızarıklıklar şeklinde de bulgular verebilir. Genetik geçişli bir hastalıktır. Soru: AAA en sık hangi toplumlarda görülür? Cevap: AAA doğu Akdeniz kökenli toplumlarda daha sık görülür. En sık Yahudiler, Türkler, Ermeniler ve Araplarda görülür. Kuzey Afrika’da yaşayan Sefardik Yahudiler hastalığın en şiddetli seyrettiği topluluktur. Ülkemizde her bölgede görülmekle birlikte, hastalık sıklığı Orta Anadolu’da daha fazladır. Soru: AAA hastalığında genetik bozukluk hastalığa nasıl neden olmaktadır? Cevap: AAA’de arızalı olan genetik yapı normal işlev gördüğünde, vücudumuzdaki iltihabi olayları baskılayıcı bir rol üstlenir. Oysa AAA’de bu gen normal işlev göremediğinden karın organlarını, akciğeri, testisleri saran zarda, eklemlerde, deride sınırlı bölgelerde zaman zaman iltihaplanmalar olmaktadır. Bu durum etkilenen bölgede ağrı ve genel vücut ateşi ile kendini göstermektedir. Soru: Hastalığın temel klinik bulguları nelerdir? Cevap: Ataklar halinde seyreden “ateş” ve etkilenen bölgelerde “ağrı”dır. Soru: Hastalar birkaç gün önceden atak başlayacağını anlayabilirler mi? Cevap: Hayır. Atakların çoğu belirli bir ön belirti olmadan ani olarak başlar. Hastaların az bir kısmında atak başlamadan kısa bir süre önce ön belirtiler ortaya çıkabilir. Soru: Atakların süreleri ne kadardır. Cevap: Ataklar genellikle 1-3 gün sürer. 6 saatten az, 96 saatten fazla süren ataklar şüpheyle karşılanmalıdır. Bazı eklemlerin tutulumu sırasında atak süreleri daha da uzayabilir. Soru: AAA’nin ateşi nasıl seyreder? Cevap: Atak başlangıcının ilk 12-24 saatinde giderek yükselir. 38.5-40 °C’ye kadar çıkar. Daha sonra düşmeye başlar. Yani ateşin en yüksek olduğu zaman, genellikle atak başlangıcının ilk günüdür. İkinci veya üçüncü günlerde ateş düşmeye başlar. Örneğin hasta atak başlangıcından sonra üçüncü veya dördüncü günlerde hastaneye başvursa ateşi tamamen normal olarak saptanabilir. Soru: Ağrı en çok hangi vücut bölgelerindedir ve özellikleri nelerdir? Cevap: Ağrı en çok karın, göğüs ve bacak büyük eklemlerindedir (en çok diz, ayak bileği). Ateş: 38.5-40°C’ye kadar yükselen ateş AAA’nin en önemli ve en sık bulgusudur. En yüksek olduğu dönem ilk gündür. 1-3 gün sürer. Hemen hemen hastaların tamamında vardır ve hemen hemen tüm ataklara eşlik eder. Ateşin olmadığı hastalarda tanı tekrar gözden geçirilmelidir. Az sayıda hastada ağrılı bölge olmaksızın, sadece ateş yükselmeleriyle seyreden ataklar da görülebilmektedir. Karın ağrısı: Hastaların %90’ında görülen atak tipidir. Genellikle beklenmedik bir anda başlar. Karnın bir bölgesinden başlayabilir ve giderek yaygın hale gelir. Şiddeti değişkendir. Acil cerrahi operasyon gerektirecek hastalıklara (apandisit gibi) benzer bulgular verebilir. Bazen çok hafif bir ağrı şeklinde de olabilir. 2-4 günde genellikle ağrı geçer. Göğüs ağrısı: AAA hastalarının %25-50’sinde görülür. Beklenmedik bir zamanda başlayan, nefes almakla batan tek taraflı göğüs ağrısı şeklindedir. Tek başına veya karın ağrısı, eklem ağrısı gibi diğer atak şekilleri ile beraber olabilir. 2-4 günde genellikle ağrı geçer. Eklem ağrısı: AAA hastalarının %75’inde saptanır. En sık diz ve ayak bileğini etkiler. 3-4 günde genellikle geriler. %5 hastada eklem bulgularının iyileşmesi gecikir. Eklem bulgularının iyileşmesi geciken hastalarda bazen iltihaplı bel romatizmasının (spondilit riski!) birlikte olabileceği unutulmamalıdır. Eklemler genellikle hasar bırakmadan iyileşir. Ancak kalça eklemi etkilendiğinde hasar riski vardır ve cerrahi müdahele gerektirebilir. Deri bulguları: En sık “erizipel benzeri kızarıklık”olarak tanımlanan cilt bulgusu görülür (Yaklaşık hastaların %10’unda). Sıklıkla diz ve ayak bileği arasındaki deride ortaya çıkar. Sınırları belirgin, yama şeklinde kırmızı döküntü şeklindedir. Genellikle 2-4 gün içinde geriler. Bundan başka deride basmakla solmayan, 1-2mm-1cm çapında döküntüler de oluşabilir. Damar duvarı iltihabını gösteren bu durumda idrar renginde koyulaşma, dışkıda kanama olup olmadığına dikkat edilmelidir. Testisin etkilenmesi: AAA’de az bir oranda testisleri saran zarda ataklar halinde iltihaplanmalar görülebilir. Genellikle ağrı tek taraflıdır. Ağrı 12 saatte giderek artar, şişlik ve kızarıklık gelişebilir. Ergenlik öncesinde bazen AAA’nin ilk belirtisi olarak da ortaya çıkabilir. Yukarıda anlatılan atak şekillerine ateşin eşlik edeceği, özellikle atağın başladığı 1-2 gün içinde ateşin en yüksek olacağı unutulmamalıdır. Soru: AAA kalbi etkiler mi? Cevap: Nadiren evet. Kalp zarında nadiren iltihaplanma yapabilir. Göğüs ağrısı şeklinde bulgu verebilir. Soru: Bir hastada atak hep aynı bölgelerde mi veya hep aynı şiddette mi gelişir? Cevap: Hayır. Örneğin bir önceki atakta hastanın karın ağrısı ve ateşi olabilir. Ateşi 40 °C’ye kadar çıkmış olabilir. Sonraki atakta bu bulgularına göğüs ağrısı veya eklem ağrısı da eklenebilir ve ateş daha düşük derecelerde seyredebilir. Hasta bazen yatak istirahati gerektirecek şiddette atak geçirebilir. Bazen karın ağrısı mı yoksa gaz sancısı mı arasında şüpheye düşecek kadar hafif bir atak geçirebilir. Sonuç olarak atak bölgeleri ve atak şiddeti, aynı hastada bile farklı farklı seyredebilir. Aynı hastada atakların zaman zaman çeşitli formları ortaya çıksa da, genellikle yıllar boyunca benzer atakların görüleceği unutulmamalıdır. Soru: Hastalık geçici bir hastalık mıdır? Cevap: Hayır. Hastalık kronik (uzun süreli) bir hastalıktır. Tedavisi ömür boyu planlanmalıdır. Bugün için kısa sürede “tam şifa” anlamında bir tedavisi olmamakla birlikte, çok yüz güldürücü tedavi sonuçları vardır. Soru: Ataklar belirli zaman aralıklarında mı gelişirler? Cevap: Hayır. Ataklar arasındaki süre değişkendir. Örneğin önceki iki atak arasında 15 günlük bir süre olabilir. Daha sonraki atak 1-2 ay sonra ortaya çıkabilir. Atakların temel özelliği farklı zamanlarda ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıkmasıdır. Soru: Hastalık en çok hangi yaşlarda ortaya çıkar? Hangi cinsiyeti en çok etkiler? Cevap: Hastaların %70’inde hastalık belirtileri ilk 10 yılda ortaya çıkar. İlk 20 yılda ise hastaların %90’ı başlangıç gösterir. Yani, aslında hastaların çoğu çocukluk döneminde başlamaktadır. 40 yaşından sonra hastalık başlangıcı çok nadirdir. Erkek ve kadınlarda birbirine yakın sıklıkta görülmekle birlikte, erkeklerde biraz daha fazladır (Erkek/Kadın: 1.2). Soru: AAA’de kesin tanı koydurucu bir laboratuar bulgusu var mıdır? Cevap: Hayır. AAA için kesin tanı koyduracak bir test yoktur. Atak sırasında bazı laboratuar bulguları anormal olarak tespit edilebilir ancak hiçbirisi tanı koydurucu değildir. Tanıda, hastalığın ataklar halinde seyretmesi ve atakların özelliklerinin iyi analiz edilmesi çok önemlidir. AAA’nde görülen klinik bulgular pek çok hastalıkta görülebildiği için hastalığın tanısı çoğu zaman gecikebilmektedir. Soru: Tanıda genetik testlerin yeri nedir? Cevap: Klinik özellikleri hastalık için tipik olan, etnik yapısı uygun olan, ailesinde AAA hastalığı olan hastalarda genetik analiz tanı için gerekli değildir. Ancak yakınmaları AAA için tipik olmayan, hastalık şüphesinin tam giderilemediği hastalarda genetik analiz yapılabilir. Unutulmaması gereken konu; AAA tanısı konmuş olan hastaların tamamında bilinen genetik testler her zaman pozitif değildir ve genetik testleri pozitif olanların tamamı da AAA hastası değildir. Genetik testler AAA tanısı konmuş olan hastalarda hastalığın seyrini tahmin ettirme de yararlı olabilir. Soru: Hastalığın bugün için tedavisi var mıdır? Cevap: Evet. 1972 yılından beri kullanılan Kolşisin’in AAA tedavisinde yeri çok önemlidir. Yeterli dozda kullanıldığında hastaların %65’inde yakınmalar tamamen düzelmektedir. %30 hastada atakların şiddeti ve sıklığı azalmaktadır. %5 gibi az bir oranda ise hastalar ilaca cevap vermemektedir. Hastalığının başlangıcından beri yeterli dozda kolşisin kullanan hastalarda AAA’nin istenmeyen bir bulgusu olan Amiloidoz (böbrek ve başka organlarda fonksiyon bozukluğuna neden olan bir hastalık) gelişme riski çok düşüktür. Ancak ilacı düzensiz kullanan veya kullanmayan hastalarda bu risk yüksektir. Bu nedenle AAA tanısı kesin olan hastaların yakınmaları, kolşisin tedavisine yeterli cevap verse de veya hiç cevap vermese de ilaç yeterli dozda ve sürekli kullanılmalıdır. Soru: Amiloidoz ne demektir? Cevap: Amiloidoz çeşitli organlarda suda erimeyen bir tür proteinin birikmesi ile o organlarda yetmezliğe neden olan bir hastalıktır. Özellikle tedaviye uyumu iyi olmayan AAA hastalarında amiloidoz gelişme riski yüksektir. AAA hastalarında başta böbrek olmak üzere, başka organlarda da bozukluk-yetersizlik gelişebilir. Kolşisin’in tedavide kullanılmaya başlanmasından sonra AAA hastalarında amiloidoz riski belirgin olarak azalmıştır. Ailesinde amiloidoz gelişen AAA hastası olan hastalar, düzenli kontrol ve tedaviye uyum konusunda son derece dikkatli olmalıdırlar. AAA hastalarının kontrollerinde idrar tetkiki çok önemlidir. Amiloidozun erken döneminde idrarda bazı bulgular gözlenebilir. Soru: Kolşisin gebelikte kullanılabilir mi? Cevap: Bugünkü veriler gebelik öncesinde ve gebelik sırasında kolşisin kullanımının bebekte bir anormallik oluşma riskini artırmadığı yönündedir. Şu anki genel eğilim gebelikte de ilaca devam edilmesi gerektiği yönündedir. Hasta Romatoloji ve Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile birlikte yakından izlenmeli, gerekirse bebek gelişiminin değerlendirilmesi için önerilen testler yapılmalıdır. Soru: Hastalığın tedavisi nasıl planlanmalıdır? Cevap: Hastalığın tedavisi mutlaka ilgili uzman (İç hastalıkları eğitimi almış Romatoloji uzmanı) tarafından düzenlenmeli ve takibi yapılmalıdır. Çünkü her hastanın bireysel özellikleri farklıdır. Kolşisin her hastada aynı şekilde kullanılamaz. Örneğin böbrek ve karaciğer yetmezliği olanlarda doz ayarlaması yapılmalıdır, kolşisin’in bu hastalarda sinir sistemi ve kas üzerine olumsuz etkileri olabilir. Ayrıca hastaların takibi sırasında da ilaç ile ilgili olarak görülebilecek yan etkiler hem klinik hem de laboratuar olarak değerlendirilmeli ve bunlara göre düzenleme yapılmalıdır. AAA hastalığının bugün için kısa süreli ilaç kullanımı ile “tam şifa” anlamında bir te [... içerik kısaltıldı; tamamı için: https://www.mehmetsayarlioglu.com/ailevi-akdeniz-atesi-fmf/] --- ## Sana özlem URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/sana-ozlem/ Rüzgarı bekleyen kuru bir yaprağın hüznü Ya da gülün açmasını bekleyen bülbülün heyecanı Hani duyguların karışır da anlatamazsın Sorsalar söyleyemezsin yaşadığın zamanı Ve beklersin sevgilinin bir çift sözünü Sıkıntılı anımda sen yoksan yanımda İçime dolanmışsa gereksiz dertler Ve ben boynuna sarılıp rahatlayamıyorsam Yüreğimin penceresini açamıyorsa şiirler Kurumuş bir gül olurum gül dalında 28.3.2001—23.35 İlgili olabilecek diğer yazılar: Sana sitem --- ## ANNEME URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/anneme/ Tek başıma televizyon seyrediyordum evde. Bir gurbet şarkısının dokunaklı nağmeleri döküldü, Şarkıcının dilinden. Annemi hatırladım, Anacığımı… Beni Bursa’ya ilk uğurlayışı geldi gözümün önüne. Bavulumu hazırlıyordu özenle. Kimbilir kaç kere doldurup boşaltmıştı, Eksik bir şey olmasın diye. Dolu dolouydu gözleri. Çekinikti elleri. Kimbilir kaçkere saymıştı çorabımı, gömleğimi? Kaçkere koklamıştı kimbilir? Kaçkere dua etmişti Rabbine? Ben üniversiteli olma sevinciyle uçarken, Ayrılığın acısıyla çarpıyordu ana yüreği. Unutmadım bana defalarca yaptığı tembihleri; ’’Kötülerle dost olma oğlum’’ ’’Oğlum sık sık ara bizleri’’ ’’Sen yorulma! çamaşırlarını gönder, Ben yıkarım oğlum…’’ Annem, Anacığım! Ayrılınca bastı ayağım yerlere. Hasretin, özlemin anladım ne demek olduğunu. Üniversiteli olsamda ben, 16 yaşında bir çocuktum. Sizlerden telefon geldiği günlerdi en mutlu günlerim. Gazoz ısmarlardım o gün arkadaşlara sevinçten. Hiç sevmemiştim o zaman sevdiğim kadar, Anayı, gurbeti anlatan türküleri, şiirleri. Çok oldu, kimselere görünmemek için, Tenha yerlerde gözyaşı döktüğüm günler. Alaca karanlıkta, tek başıma sokaklarda, Sizleri düşünerek aylak aylak gezişlerim… Hele pazar sabahları ayrı bir ızdıraptı benim için. Hani hepimiz biraz geç uyanırdık da, Sen bize fırında yumurtalı-peynirli ekmek yapardın. Bahar mevsiminde bağa giderdik de, Sen bize kayısı ağacının altında, Domatesli, biberli kıyma kavururdun. Sonra civcivlerini yemeğe çağıran anaç bir tavuk gibi, Babamı, abilerimi çağırırdın. Tüm bunların o anda yaşandığı gelirdi gözümün önüne Ve benim yokluğum… Yahya Kemal’in de dediği gibi, En güzel yanı Bursa’nın, Memleketime dönüşüydü herhalde. Unutamam izin günlerini okulun. Günlerce önceden dönüşün heyecanı sarardı içimi. Otobüs biletini alırdım en ön sıradan. Hazırlardım bavulumu, koyardım odama, Baktıkça ona seni hatırlardım Anam!.. Sana kavuşmayı.. Kilidi kırılırcasına sıkıştırırdım, Kirli çamaşırlarımı. Hatırlarmısın Anne, 2-3 günde yıkamakla bitiremezdin onları. Ama ben hiç unutmadım Anne, Temiz eşyalarımı bavula yerleştirirken döktüğün gözyaşını. Ben hiç unutmadım Anne, Kirli çamaşırlarımı yıkarken aldığın keyfi. Ben hiç unutmadım Anne, Evin kapısında, kulağın zilde beni bekleyişini. Ben hiç unutmadım Anne, ’’Oğlum’’ diyerek sımsıkı sarılışını. Ben hiç unutmadım Anne, ’’Oğlum, sen geldin evimiz doldu’’ demeni. Ben hiç unutmadım Anne, Benim için önceden hazırladığın tandır böreğini, Tadı kimseninkine benzemeyen ekmek köftesini. Aradan yıllar geçti Anne Ben de şimdi bir babayım. Ve ben yine gurbetteyim. Biliyorum senin sevgin aynı sevgi, Senin yüreğin aynı yürek. Sen de bil ki Annem, Benim özlemimde aynı özlem, Benim hasretimde aynı hasret… En küçük oğlun Mehmet 3.1.1999-VAN İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## Sana sitem URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/sana-sitem/ Gözlerini açıp baktığın bir yüz değil, Gözlerini kapadığın uykun olsaydım. Dilindeki sözlerle oyalayan sen değil, Rüyandaki sen, sen olsaydın. Sözlerimi sakın bir sitem sanma Bilirim, hepsi gelip geçici dönemlerdir. Bu şiiri niçin yazdığımı sorma, Küçük bir serzeniş, büyük bir özlemdir. 12.1.2000, 02.15 İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## Van’da yeni yıl URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/vanda-yeni-yil/ Van’da yeni yıl Son günüydü 1998’in Yeni bir yıl başlayacaktı bu gece. Sağlık, mutluluk, başarı dolu bir yıl dileyeceklerdi, Hep bir ağızdan televizyon sipikerleri, Sanki sözleşmişçesine. 1998’ in önemli olayları tekrarlanacaktı, Ünlü insanları konuşulacaktı, konuşacaklardı. En ünlü şarkıcılar, Dans sanatçıları boy göstereceklerdi, Televizyon ekranından. Ve onların yeni yıl mesajlarını dinleyecekti Türkiye ‘’Sağlık,mutluluk, başarı dolu bir yıl’’… Beyoğlu gibi süslenmemişti Van sokakları İstanbul’daki gibi yılbaşı telaşı da yoktu. Trafik rahattı örneğin en işlek caddesinde bile. Dükkanlarda yeni yıl mesajlarını belirten yazılar yoktu, Çılgınlar gibi alışveriş yapmıyordu insanlar. Çam ağacı satılmıyordu hiçbir dükkanında Noel Baba hediye dağıtmıyordu, Şehrin meydanında çocuklara.. Akşam oldu evimin zili çaldı İkisi erkek, biri kız üç çocuk Hani yarının büyüklerinden olanlardan. Yırtık pabuçları, kirli ve dağınık saçları Gülmeyi çoktan unutmuş çehreleri ile Hani geleceğimizi emanet ettiklerimizden. Giysilerine takıldı gözlerim Birisininki çok kısa, öbürününki çok uzun Belli ki bir mağazadan beğenilerek alınmamışlardı Belli ki elbise alınırken anneye babaya naz yapılamamıştı Belli ki bunları bayramdan önce sabaha kadar, Yastık altında keyifle saklamamışlardı, Belli ki ne bulunduysa o giyilmişti. Konuştu büyükçe olanı utana sıkıla, Para isteyeceğini sandım. ‘’EKMEK!’’ Evet ‘ekmek’ dedi ‘Acaba fazla bayat ekmeğiniz var mı?’… Beyoğlu gibi süslenmemişti Van sokakları, İstanbul’daki gibi yılbaşı telaşı da yoktu Zaman gece yarısına doğru yol alıyor hızla. Televizyondan art arda en tanınmış sanatçılar, Hünerlerini gösteriyorlar ellerinden geldiğince. Eşlik ediyorlar şarkıcılara, bu zamana kadar Hiç seslerini duymadığım komşularım. Evimin penceresinden dışarı bakıyorum. Sokaklar tenha, her taraf bembeyaz kar. Komşularımın çılgınca bağırmasıyla irkiliyorum. Saatim gece yarısını gösteriyor. Dışarıdaki iki gecekondu gözüme çarpıyor. Işığı yanıyor ikisinin de. Bir yanda büyük apartmanlar, diğer yanda gecekondular Gündüz kadınları dışarıda çamaşır yıkarken görmüştüm, Naylon bir leğende. Bazende ipe asılmış, sıra sıra yıkanmış çocuk bezlerini. Belliki çamaşır makinaları yoktu, Hazır bez alacak paraları da. Sokak lambası yandı gecekondulardan birinin, Kapısı açıldı bir süre sonra. Sırtında buruşuk paltosu, altında pijaması ile Beli bükük bir adam çıktı içeriden. Evin yan tarafına geçti Karanlıkta tahta bir meyve kasası buldu. Hızla parçaladı onu elindeki keser ile. Evine girdi tahta parçalarını toplayarak. Fark etmemiştim o ana kadar, Evin bacasından duman çıkmadığını. Şarkı sesleri geliyor, Komşumun sesi sonuna kadar açık televizyonundan. ‘’Batsın bu dünya, bitsin bu dünya’’ Yeni yılda sağlık, mutluluk mesajları veriyor devlet büyükleri Beyoğlu gibi süslenmemişti Van sokakları İstanbul’daki gibi yılbaşı telaşı da yoktu. Saatler gece yarısını geçti. Beklenen yeni yıl da geldi. Sağlık, mutluluk getirecek olan yeni yıl. O evin bacasında yine duman yok Komşularım çılgınca bağrışıyor, Koro halinde şarkılar söylüyor. Ya o evdekiler? Hiç düşündünüz mü, Üşüyen aç bir insanın nasıl hayal kurduğunu? Acaba büyüyünce ne olmak isterler bu insanların çocukları? Alacak olsalardı hangi marka araba isterlerdi? Nasıl bir düğün yapmak istiyor genç delikanlıları? Salonda mı? Yoksa lüks bir otelde mi? Yılbaşını hangi ülkede geçirmek isterlerdi acaba? Haydi geçin bunları.. Hiç hediye ettiniz mi çocuğunuza bayramda, Komşunuzun atmaya kıyamayıp ta Verdiği eski bir ceketi ve ardından ‘Bayramın mübarek olsun evladım’ diyerek, Elinizi öptürdünüz mü Gırtlağınızdaki binbir düğümle? Komşumun televizyonundan şarkı sesleri geliyor ‘’Ne zaman bitecek tanrım bu azap? Yarını olmayan günlere kaldım’’ Spikerler yine sağlık, mutluluk ve başarı diliyor. Azap şarkısı dinleyen komşularım çılgınca bağırıyor ‘’Batsın ulan! Batsın bu dünya be!…. ’’ O evden hiç ses gelmiyor, Bacası da tütmüyor. Beyoğlu gibi süslenmemişti Van sokakları İstanbul’daki gibi yılbaşı telaşı da yoktu. 1.1.1999, Saat: 00.00 Mehmet Sayarlıoğlu İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## Güncel URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/guncel/ Herkesin bitmeyen bir gecesi vardır, Ve o gecede dinlemekle bitiremediği bir şarkısı… —-Sahildeki Büyük Köpek—- (Kısa hikaye, M. Sayarlıoğlu, 31 temmuz 2018) Bazen kendimi hüzünlü hissettiğimde sabah erken saatlerde sahile giderim. Denizin dalgalarının ve martı seslerinin hüzünlü ruhlar için rahatlatıcı bir tarafı olduğunu düşünmüşümdür her zaman. Şafağın alaca karanlığında hem deniz hem de sahildeki ağaçlar gözüme daha güzel görünür. Yine günlerden öyle bir gündü ve sabah erken saatte sahile inmiştim. Güneş biraz yükselmiş, ortalığı ısıtmaya başlamıştı. İnsanlar deniz kenarında sabah yürüyüşlerine çıkmışlardı. Orta yaşın üzerindeki insanlar çoğunluktaydı. Deniz kenarındaki restoranlarda sabah kahvaltısı hazırlığını işaret eden kaşık, tabak sesleri geliyordu. Erken saatte çocukları ile birlikte yürüyüşe gelenler de vardı. Bu grup genellikle biraz yürüyüş yaptıktan sonra ailesiyle birlikte kahvaltı yapmak üzere sahile gelen gençlerden oluşuyordu. Denize yakın bir bankta oturdum, bir yandan gözüm uzaklara dalmış bir halde denizi seyrediyordum. Güneşin sıcaklığı yan tarafımdaki ağacın yaprakları arasından kendini hissettirmeye başlamıştı. Yürüyen insanlara çoğu zaman sokak köpekleri de eşlik ediyordu. Bunlar belediyenin aşılarını yaptığı ve sonra da kendi yaşam alanlarına saldığı “kulağı küpeli” köpeklerdi. Yaşadığım şehirler içerisinde Samsun’un hayvan sevgisi açısından en medeni şehirlerden birisi olduğunu söyleyebilirim. Günün tüm saatlerinde elindeki yiyeceği bu hayvanlarla bölüşen, dükkanının önüne bir kap su koyan çok sayıda insan görebilirsiniz. Köpekler genelde bir arada gezmeyi seviyorlardı. Sabah saatlerinde sahil onlar için, özellikle genç köpekler için tam bir oyun yeriydi. İnsanlara genelde alışkındılar, insanlar da onlara. Denizin dalgalarının vurduğu yerde kumların üzerinde oynayan üç köpek gözüme ilişti. İkisi muhtemelen 1-2 yaşlarında boy olarak küçük, bir tanesi de 5-6 yaşlarında irice erkek bir köpekti. İrice olanı zaman zaman küçüklerle oynamak koşmak istiyor fakat küçüklerin enerjisine yetişemiyordu, yine de onlarla mutlu bir hali vardı. İki küçük boylu köpekten birisi güzelliği ile öne çıkıyordu. Uzun tüyleri gözlerini kapatmıştı, soluk alıp vermesi sanki hep gülümseyen bir insanı düşündürüyordu. Diğeri de siyah, kısa tüylü sevimli bir finoydu. O iri köpekte nedense kendimi buldum. O anki bakışları benim gibi hüzünlüydü. Boynu genelde öne eğik geziyordu, bakışları ürkekti ve yalnız kalmayı seven bir hali vardı. Belki de kendini yalnızlığa mahkum hissediyordu kim bilir?. Annesi ve babasıyla yürüyen 4-5 yaşlarında bir çocuk, büyük köpekten biraz uzaklaşmış olan küçük sevimli köpekleri fark etti, onları yanına çağırdı, hemen koşarak geldiler. Çocuk uzun tüylü köpeğin başını okşamaya başladı. İki küçük köpek çocukla beraber çok mutluydular. Çocuk elindeki krakeri onlarla paylaşıyordu. İkisi de deli gibi sevinçten kuyruğunu sallıyordu. Annesi ve babası çocuklarının keyifli halinden dolayı mutluydular. Hep birlikte biraz köpeklerle ilgilendikten sonra anne ve babası sahile doğru 8-10 adım uzaklaştı. Çocuk köpeklerle oynamaya devam ediyordu. İri köpek uzaktan onları seyrediyordu. Onların mutlu halini görünce yavaşça ve biraz da ürkek adımlarla çocuğun arkasına doğru yaklaştı, o da neşeliydi ve kuyruğunu sallamaya başlamıştı. Boyu hemen hemen çocuk kadardı. Çocuğun sağ tarafına doğru geldi, çocuk henüz onu fark etmemişti. O da oynamak, sevilmek istiyordu, belki de çocuğun elinden kraker yemek. Çocuk yan tarafa dönüp aniden köpeği farkedince kuvvetli bir çığlık attı, korkmuştu. Onun bu çığlığı ile köpek de korkmuştu. Anne ve babası birden geri döndüler, korkmuş haldeki çocuklarını ve yanındaki iri köpeği gördüler, çocuklarına doğru bağırarak telaşla koşmaya başladılar. Çocuk ağlamaya başlamıştı. Elindeki krakerler yerlere saçılmıştı. Köpek de korkmuş, ne yapacağını şaşırmıştı. Babası sert bir şekilde “git buradan, defol!” diye bağırdı. Köpek arkasını döndü ve kaçmaya başladı, baba hala arkasından ona sert sözler söylüyordu. Ürkek ürkek kaçarken üzgün ve korkmuş hali ile bir iki kez çocuğa döndü baktı, sanki onu korkuttuğu için özür diler gibiydi. Oturduğum banktan olanı biteni hüzünle seyrettim. Uzaklaştıktan sonra denize yakın bir yerde oturmuştu, yanına doğru gittim. Tek istediği sevgiydi fakat iri cüssesi buna engel olmuştu. Kendini ifade edemiyordu, sevgi dolu olduğunu ve sadece başının sevgiyle okşanmasını istediğini söyleyemiyordu. Denize arkasını dönmüştü. Sanki teselli edemediği için denize küskün gibiydi. Kalbinin kırıldığını hissettim. Müsade ederse ona sarılacaktım, kumlara oturup kendi köpeklerimle yaptığım gibi patilerini bacaklarımın üzerine koyup başını okşayacaktım. Biraz yaklaştıktan sonra “gel oğlum!” diye bağırdım. Kalktı tekrar uzaklaşmaya başladı, tüm kalbi kırık ruhlar gibi giderken bana doğru döndü, kısa bir süre baktı ve hafifçe sahile vuran dalgaların yanından yoluna devam etti. Öncesinde de buna benzer kötü anılarının olduğunu hissettim, çünkü bakışları öylesine ümitsizdi. Yüreği çocuğun yanında kalmıştı, sahildeki kumlara doğru başını öne eğdi, kocaman adımları ile uzaklaştı ve gözden kayboldu. Birinin yüreğini titretecek bir söz söyleyebildin mi hiç hayatta, Ya da suskunluğun ıslattımı birinin gözlerini?.. Yeni tanıştığın bir arkadaşın gelip seninle dertleşebildi mi ağlayarak?.. Suskunluğunda bile bulabildi mi kendinden bir şeyler, gözlerine bakması bile yetti mi ona?.. Küçük bir çocuk onca kalabalık arasından gelip seni buldu mu, fırının yerini sormak için?.. Çağırdığında bir kedi, sesinin samimiyetine güvenip yanına geldi mi hiç?.. Ya da hiç yürekten “gel pisi pisi” diyebildin mi?.. Bir köpek avucundan su içti mi hiç kana kana?.. Bir kuş gelip kondu mu bir gün omuzuna?.. Konuşmak ya da susmak.. Birinin yüreğini titretecek bir söz söyleyebildin mi hiç hayatta, Ya da suskunluğun ıslattı mı birinin gözlerini?.. (Mayıs 2014) Mazlumun türküsü sessizdir, Gözyaşı bile yüreğine akar.. Yüreğinden sızan her bir damla çok kıymetlidir, Melekler tarafından tek tek sayılır.. (Ağustos 2015) Kapadım gözümü, yüreğime giden yolu göremedim.. Gözüm mü fersiz, yüreğim mi benden habersiz bilemedim.. (Nisan 2016) Bir kelebeğin kanadında çırpınır yaşam.. Çiğ damlası gibi kısa ömrüne inat, Gülümseyen çiçek yapraklarında gezinir, Sessizce ve ölümsüzce.. (Mart 2016) Bir işaret bırakacaksın güzel anlarına, Dinledikçe sana o anı hatırlatan bir şarkı mesela.. Ya da, Şarkı dinledikçe hatırlayabileceği güzel anları olmalı insanın.. (Mart 2016) Deniz coşmak için fırtına bekler.. İnsan ise bazen ışığı kalpten gelen bir çift gözü, Bazen de yürekten dudaklara dökülen bir çift sözü.. (Mart 2016) Yaşamın güneşli günlşeri vardır, İçinin coşkuyla dolduğu.. Bir karabulut girer araya bazen tam ruhum karardı derken, Rahmet boşalır gökten.. (Mart 2016) Bazen albümün içinden bir resim düşer.. Ya yer bulamamıştır albümde kendine, Ya da çok bakıldığından yerine konmamıştır.. (Mart 2016) --- ## Gökyüzü Küskün Bize.. URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/gokyuzu-kuskun-bize/ Gökyüzü sis indirdi yeryüzüne Belli ki kırgın, belli ki küskün bize Belki de, Utanmasını bilmeyen yüzleri Masum çocuklar görmesin diye M. Sayarlıoğlu (2014) İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## Karınca-Balık.. URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/karinca-balik/ Ne balıktır, ne de karıncadır suyun yükselmesine karar veren.. Halık’tır karıncayı gezdiren, balığı yüzdüren.. M. Sayarlıoğlu (2014) İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## Bir Yaşam Felsefesi.. URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/bir-yasam-felsefesi/ Çok kurcalamadan yaşayacaksın hayatı, Derin planlar yapmadan.. Bazen gelişine yaşayacaksın, Bazen de gidişine.. Ama mutlaka dürüstçe ve sevgiyle.. M. Sayarlıoğlu (2013) İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## İncinir mi Gökyüzü?.. URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/incinir-mi-gokyuzu/ Kapkara bulutlar incitmez gökyüzünün maviliğini Ateşböceği incitmez yıldızların ışıltısını Bülbül incitmez gecenin sessizliğini Nehirler incitmez okyanusun durgunluğunu Ve hüzün incitmez, Sevgiyle çarpan bir kalbin mutluluğunu… M. Sayarlıoğlu (2014) İlgili olabilecek diğer yazılar: Gökyüzü Küskün Bize.. Uzaktan El Sallar… --- ## Uzaktan El Sallar... URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/uzaktan-el-sallar/ Sevgi uzaktan el sallar Nefret başlara taç şimdi Zerafet uzaktan el sallar Küstahlık yüzlerde revaç şimdi Dürüstlük uzaktan el sallar Riyakarlık vicdanlarda pak şimdi İnsan onuru uzaktan el sallar Kapkara yürekler ak şimdi Sadakat uzaktan el sallar İhanet ağızlara tat şimdi Adalet uzaktan el sallar Masumiyet zindanda tutsak şimdi… M. Sayarlıoğlu (2014) İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## Yağmur URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/yagmur/ Yağmur yağıyor şehre Arınıyor su, hava, toprak Hiç arınmayacak ruhlara inat.. 13.9.2014 İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## Sevgi URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/sevgi/ Sevgi bazen bir bakıştadır, Bazen bir kuş cıvıltısında, Yağan yağmurda, rüzgarın iniltisinde, Bazen de paylaşılan sıcak bir ekmeğin buğusunda… 20.8.2014 İlgili olabilecek diğer yazılar: Görgü Uzaktan El Sallar… --- ## Sonbahar URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/sonbahar/ Hüzünle bakarsın sonbaharda düşen son yaprağa Ama yaprak düşmelidir ve kış gelmelidir Tekrar Nisan’da baharla çoşmak için.. Sonbahar tükenişin değil, Yeniden dirilişin başladığı mevsimdir Sabır ve umut yeşerir, Bahara hazır yüreklerde… 21.9.2014 İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## Görgü URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/gorgu/ Medeniyetin özü “görgü” dür, görgü ise davranışlarda kemale ermiş tutarlılığın ifadesidir. Görgü ki, daima zerafetle birliktedir, çalışılarak elde edilmez, sevgi ve bilgi ile bütünleşmiş yüreklere ihsan edilir… 8.7.2014 İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## Adalet ve Merhamet URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/adalet-ve-merhamet/ Suçlu insan merhamet dilenirken, masum insan sadece adalet ister. Bu nedenle masuma merhamet zulümdür.. Adalete olan güveni sarsmak masumun hakkını çalmaktır.. 26.11.2014 İlgili olabilecek diğer yazılar: Gökyüzü Küskün Bize.. Uzaktan El Sallar… --- ## Dolunay URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/dolunay/ Dolunayın şavkı denize düşmüş, Kendisine ayna olabilecek denizden daha iyi bir dost varmıdır ki?.. Yakomoz… Ayın suya şiiri.. 4.1.2015 İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## Hüzünlü Bir Çınar URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/huzunlu-bir-cinar/ Yaşlı Çınar son kez baktı Gölgesinde serpilen menekşeye, Dalında annesini bekleyen yavru serçeye Ayakta zor duran, gözleri buğulu dedeye.. —- Ve çaresizce uzattı boynunu Kendisini yıkmak için gelen kepçeye Koca gövdesi çatırdayarak yıkıldı, Menekşenin gülen yüzüne.. Saçıldı etrafa yuvasındaki yavru serçeler, Baka kaldı dallarına tırmanan kediler.. —– Gölgesinde serinleyen yaşlı dede ağladı Boynu bükük menekşe ağladı Dallarında oynayan kediler ağladı Can çekişen yavrusunu gören anne serçe ağladı Ve yetmiş yıldır ulu çınarı deviremeyen, Rüzgar ağladı… M. Sayarlıoğlu 31.5.2013 (saat 22.15) İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## Veda URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/veda/ Derin vedalar suskundur, bakışlarda hiç olmadığı kadar anlam yüklüdür. Yürek o an gözlerde çarpar, gözyaşı yürekten damlar.. 8.3.2015 İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## Sis URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/sis/ Bilinmeze doğru işaret taşlarından ayrılmamaya çalışarak yürüyoruz, kimbilir bu sisin ötesinde ne güzellikler var?.. 11.4.2015 İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## İsyan URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/isyan/ Yürekteki isyan ‘dertli’ ruhların hüzün dilidir.. Dizeler bu dert sayesinde başkaldırır, şarkılar hep bir ağızdan söylenir.. 18.6.2015 İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## ihanet URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/ihanet/ Kişi yaşadıkları ile yaşamdan kendi payını talep eder ve bazılarının payına ihanet düşer.. 19.6.2015 İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- ## Sana Dair URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/sana-dair-2/ Uyandığımda sen yoksun yanımda Bembeyaz teninin kokusu yok Tüm varlığınla hissetsem de seni kanımda Öpüşün yok, sarılışın yok, gülüşün yok İsimsiz bir sevdayla çıktık yola Uzaktan sevecektik birbirimizi Gezmek vardı diyarlarda kol kola Bölüşmek vardı yan yana sevgimizi Eğer kadere gurbet yazılmışsa Kuru bir yapraksak bu rüzgarının önünde Ve bir sevda kalbe kazınmışsa Savrulup durmak mutluluktur gökyüzünde 3.8.2001 (Saat: 15.15) İlgili olabilecek diğer yazılar: Sana dair Sana özlem Çiğ Köfte Üstadına Dair Sana sitem --- ## Öykü ve Gerçek URL: https://www.mehmetsayarlioglu.com/oyku-ve-gercek/ Bireylerin gerçek öyküleri vardır.. Ama onlar gerçek öykülerini değil, toplumun kendilerine yazdığı ‘öykü’yü yaşamayı seçerler.. Toplumun kendisi için yazdığı öyküyü yaşayan kalabalıkların kendi iradesi yoktur, bu nedenle “gerçek” hiçbir zaman kalabalıkları bulmaz.. Gerçek; kalabalıkla birlikte yürüyemeyen, yaşama ‘kendi’ meyvesini vermek üzere hazırlığını tamamlamış özgür bir bireyde tezahür eder.. Yaşam kalabalıkların bir öyküsü değildir, yaşam; çiçek açan bir meyve ağacının, okyanusla buluşmak için çağlayan bir nehrin öyküsüdür.. Dolayısı ile yaşam; okyanustan yükselen ve tekrar yağmur olup okyanusla buluşmak için dağ tepe gezen bir bulutun öyküsüdür.. Tıpkı bütünden ayrılıp dünyaya gelen ve büyük bir arzuyla ayrıldığı bütünle buluşmanın arayışında olan insan gibi.. Öykü ve gerçek… 11.8.2015 İlgili olabilecek diğer yazılar: İlgili yazı yok. --- (NOT: İlk 50 sayfa dahil edildi; daha fazlası site haritasındadır.)